Depresyon testi; Depresyon Belirtileri, Tanısı, Depresyon Tedavisi ve Depresyonun Bilişsel Davranışçı Yaklaşımla terapisi; M+ Psikoterapi, Ankara

M+ PSİKOTERAPİ     Klinik Psikolog ve Psikiyatrist İşbirliğinde Terapi Ortamı, Ankara 05067644000

 
  • M+ Psikoterapi.com a hoşgeldiniz

    Doç. Dr. Çiğdem Soykan,
    Klinik Psikolog & Psikoterapist & Evlilik-Aile Terapisti

  • psikoterapi-psikolog

    Psk. Dr. Filiz Özekin Üncüer,
    Klinik Psikolog & Psikoterapist & Bilişsel-Davranışçı Hipnoterapist

  • psikoterapi-psikolog

    Prof. Dr. Atilla Soykan,
    Psikiyatrist & Psikoterapist & Bilişsel-Davranışçı Hipnoterapist

M+ Psikoterapi Sitemize Hoşgeldiniz..

Depresyon: Genel Bilgiler, Test, Psikoterapi ve Tedavi Yaklaşımları

GSM: 0 (506) 764 40 00

GoogleMap

Depresyon: Test, Tanı, Psikoterapi ve Tedavi Yaklaşımları

Depresyon Testi

Kendi Kendinizi Değerlendirmeye Başlamadan Önce Mutlaka Okuyunuz !!

En sağlıklı sonuçlar testler doğru doldurulursa elde edilir Testlerde soruları okuyun, her soruda size uyan yanıtı (KUTUCUĞU) işaretleyerek yanıtlayın ve toplam sonucu bir kağıda yazın. (M+ Psikoterapi’ye başvuracaksanız bu sonuçları "Başvuru Formu"na yazarak yanınızda getirin.

Testleri doldururken dikkat edilmesi gerekenler;

  • - Kendinizle ilişkili gördüğünüz tüm testleri doldurun; Mümkünse her testin bir çıktısını alın; Her testin başındaki yönergeyi dikkatle okuyun; Hiçbir soruyu boş bırakmayın; Aklınıza ilk gelen ve size en çok uyan yanıtı işaretleyin; Kararsız kaldığınızda daha yüksek puanlı yanıtı işaretleyin; Testi tamamlayınca yanıtlarınızı toplayın

Beck Depresyon Testi

Beck tarafından geliştirilen bu depresyon testi ile depresyon belirtileri araştırılmaktadır. Depresyon hastalarında olduğu gibi diğer psikiyatrik hastalıklarda da yükselebilmektedir. Testi tamamlayın, sonucu elinizle toplayın ve durumunuzu değerlendirin. Türkçe geçerlik-güvenirlik çalışması Sn. Hisli N., tarafından yapılmıştır. Hisli N, Beck Depresyon Envanteri’nin geçerliliği üzerine bir çalışma. Psikoloji Dergisi, 1988; 6:118-122

(M+ Psikoterapi’ye başvuracaksanız toplam sonucu Başvuru Form’u çıktısına kaydedin)

Aşağıda gruplar halinde bazı cümleler ve önünde sayılar yazılıdır. Her gruptaki cümleleri dikkatle okuyunuz. BUGÜN DAHİL, GEÇEN HAFTA İÇİNDE kendinizi nasıl hissettiğinizi en iyi anlatan cümleyi seçin ve yanındaki KUTUCUĞU işaretleyin. Seçiminizi yapmadan önce gruptaki cümlelerin hepsini dikkatle okuyunuz ve yalnızca bir maddeyi işaretleyin.


        0

    Kendimi üzüntülü ve sıkıntılı hissetmiyorum.

        1

    Kendimi üzüntülü ve sıkıntılı hissediyorum.

        2

    Hep üzüntülü ve sıkıntılıyım. Bundan kurtulamıyorum.

        3

    O kadar üzüntülü ve sıkıntılıyım ki artık dayanamıyorum.



        0

    Gelecek hakkında umutsuz ve karamsar değilim.

        1

    Gelecek hakkında karamsarım.

        2

    Gelecekten beklediğim hiçbir şey yok.

        3

    Geleceğim hakkında umutsuzum ve sanki hiç bir şey     düzelmeyecekmiş gibi geliyor.



        0

    Kendimi başarısız bir insan olarak görmüyorum.

        1

    Çevremdeki birçok kişiden daha fazla başarısızlıklarım olmuş gibi     hissediyorum.

        2

    Geçmişime baltığımda başarısızlıklarla dolu olduğunu görüyorum.

        3

    Kendimi tümüyle başarısız bir kişi olarak görüyorum.



        0

    Birçok şeyden eskisi kadar zevk alıyorum.

        1

    Eskiden olduğu gibi herşeyden hoşlanmıyorum.

        2

    Artık hiçbir şey bana tam anlamıyla zevk vermiyor.

        3

    Her şeyden sıkılıyorum.



        0

    Kendimi herhangi bir şekilde suçlu hissetmiyorum.

        1

    Kendimi zaman zaman suçlu hissediyorum.

        2

    Çoğu zaman kendimi suçlu hissediyorum.

        3

    Kendimi her zaman suçlu hissediyorum.



        0

    Kendimden memnunum.

        1

    Kendi kendimden pek memnun değilim.

        2

    Kendime çok kızıyorum.

        3

    Kendimden nefret ediyorum.



        0

    Başkalarından daha kötü olduğumu sanmıyorum.

        1

    Zayıf yanlarım veya hatalarım için kendi kendimi eleştiririm.

        2

    Hatalarımdan dolayı her zaman kendimi kabahatli bulurum.

        3

    Her aksilik karşısında kendimi kabahatli bulurum.



        0

    Kendimi öldürmek gibi düşüncem yok.

        1

    Zaman zaman kendimi öldürmeyi düşündüğüm oluyor, fakat     yapmıyorum.

        2

    Kendimi öldürmek isterdim.

        3

    Fırsatını bulsam kendimi öldürürüm.



        0

    Her zamankinden fazla içimden ağlamak gelmiyor.

        1

    Zaman zaman içimden ağlamak geliyor.

        2

    Çoğu zaman ağlıyorum.

        3

    Eskiden ağlayabilirdim şimdi istesem de ağlayamıyorum.



        0

    Şimdi her zaman olduğumdan sinirli değilim.

        1

    Eskisine kıyasla daha kolay kızıyorum.

        2

    Bu sıralar hep sinirliyim.

        3

    Bir zamanlar beni sinirlendiren şeyler şimdi hiç sinirlendirmiyor.


        0

    Başkaları ile görüşmek, konuşmak isteğimi kaybettim.

        1

    Başkaları ile eskisinden daha az konuşmak, görüşmek istiyorum.

        2

    Başkaları ile konuşma ve görüşme isteğimi kaybettim.

        3

    Hiç kimseyle görüşüp konuşmak istemiyorum.



        0

    Eskiden olduğu kadar kolay karar verebiliyorum.

        1

    Eskiden olduğu kadar kolay karar veremiyorum.

        2

    Karar verirken eskisine kıyasla çok güçlük çekiyorum.

        3

    Artık hiç karar veremiyorum.



        0

    Aynada kendime baktığımda bir değişiklik görmüyorum.

        1

    Daha yaşlanmışım ve çirkinleşmişim gibi geliyor.

        2

    Görünüşümün çok değiştiğini ve daha çirkinleştiğimi hissediyorum.

        3

    Kendimi çok çirkin buluyorum.



        0

    Eskisi kadar iyi çalışabiliyorum.

        1

    Bir şeyler yapmak için gayret göstermem gerekiyor.

        2

    Herhangi bir şeyi yapabilmek için kendimi çok zorlamam     gerekiyor.

        3

    Hiç bir şey yapamıyorum.



        0

    Her zamanki gibi iyi uyuyabiliyorum.

        1

    Eskiden olduğu gibi iyi uyuyamıyorum

        2

    Herzamankinden bir-iki saat daha erken uyanıyorum ve tekrar     uyuyamıyorum.

        3

    Her zamankinden çok daha erken uyanıyorum ve tekrar     uyuyamıyorum.



        0

    Her zamankinden daha çabu yorulmuyorum.

        1

    Her zamankinden daha çabuk yoruluyorum.

        2

    Yaptığım hemen her şey beni yoruyor.

        3

    Kendimi hiçbir şey yapamayacak kadar yorgun hissediyorum.



        0

    İştahım her zamanki gibi.

        1

    İştahım eskisi kadar iyi değil.

        2

    İştahım çok azaldı.

        3

    Artık hiç iştahım yok.



        0

    Son zamanlarda kilo vermedim.

        1

    İki kilodan fazla kilo verdim.

        2

    Dört kilodan fazla kilo verdim.

        3

    Altı kilodan fazla kilo verdim.



        0

    Sağlığım beni fazla endişelendirmiyor.

        1

    Ağrı, sancı, mide bozukluğu veya kabızlık gibi rahatsızlıklar beni     endişelendirmiyor.

        2

    Sağlığım beni endişelendirdiği için başka şeyler düşünmek     zorlaşıyor.

        3

    Sağlığım hakkında o kadar endişeliyim ki başka hiçbir şey     düşünemiyorum.



        0

    Son zamanlarda cinsel konulara olan ilgimde bir değişme fark     etmedim.

        1

    Cinsel konularda eskisinden daha az ilgiliyim.

        2

    Cinsel konularda şimdi çok daha az ilgiliyim.

        3

    Cinsel konulara olan ilgimi tamamen kaybettim.



        0

    Bana cezalandırılmışım gibi gelmiyor.

        1

    Cezalandırılabileceğimi seziyorum.

        2

    Cezalandırılmayı bekliyorum.

        3

    Cezalandırıldığımı hissediyorum.

Sonucu Toplayın ve Yazın =

Beck Depresyon Testi- Sonuçları Yorumlayın

Test Sonuçlarına Geçmeden Önce Aşağıyı Mutlaka Okuyun !!

Psikiyatrik tanı = belirtiler + süreğenlik + günlük yaşantıyı olumsuz etkileme

Bu sitede biraz önce doldurduğunuz kendi kendini değerlendirmeye yönelik testler “psikiyatrik belirti” değerlendirmesi yapmak için yararlıdırlar ve sizde “belirti” ölçütünün karşılanıp karşılanmadığı konusunda fikir vermektedir; öte yandan, tanı koymak için gereken süreğenlik ve günlük yaşantıyı etkileme konusunda çoğu test yetersiz bilgi sağlar.

GELELİM TEST SONUÇLARINA; Beck Depresyon Ölçeği

Aldığınız toplam puana göre aşağıdaki test sonuçlarını inceleyin ve hangi puan aralığında yer aldığınızı saptayın. Testlerden alınan toplam puan ne kadar yüksekse, araştırılan tanının psikiyatrik muayenede de saptanma olasılığı o kadar artmaktadır.

Örneğin; Beck Depresyon Ölçeğinden 17 puan alan bir bireyin durumunu gözden geçirelim.

Depresyonu olmayan bir bireyin toplam puanı büyük çoğunlukla 10 puan ve altında kalır; bazen 11-16 puan aralığında, nadiren de 17 puan ve üstünde toplam puan alma olasılığı da vardır.

Çoğu durumda, toplam puanı 17 olan bireyin klinik müdahaleyi gerektiren düzeyde “depresyonu” vardır. Aynı bireyde, belirtiler süreğen ve bireyin günlük yaşantısını olumsuz etkilemiş ise psikiyatrik tanı olasılığı daha da artmaktadır. Depresyonu olan bireylerde belirgin sıkıntı, gerginlik ve tahammülsüzlük ortaya çıkar; işinde-okulunda, ev hayatında, sosyal ve mesleki ilişkilerinde sorunlar görülür; son 2-3 haftanın hemen hemen tüm günlerinde kendini kötü hissetmekte, nadiren keyfi yerine gelmektedir.


Bu ölçek depresyon belirtilerinin şiddetini belirleme amacıyla kullanılır. Pek çok psikiyatrik hastalıkta yüksek çıkabilir.

  PUANLAR


     0-9

      Minimal düzeyde depresif belirtiler

    10-16

      Hafif düzeyde depresif belirtiler

    17-29

      Orta düzeyde depresif belirtiler

    30-63

      Şiddetli düzeyde depresif belirtiler



Beck Depresyon Ölçeği'nden alınan puana göre "depresyon" olasılıkları;

  PUANLAR


10 puan ve altı

Psikiyatrik muayene ile depresyon tanısı konma olasılığı var ama çok düşük

11-16

Psikiyatrik muayene ile depresyon tanısı konma olasılığı var

17 puan ve üstü

Psikiyatrik muayene ile depresyon saptanma olasılığı ortalama % 80, depresyonu olan bir bireyin 16 ve altında puan alma olasılığı ortalama % 30

24 puan ve üstü

Psikiyatrik muayene ile depresyon tanısı konma olasılığı yüksek



NOT: Depresyon testinden yüksek puan alanlarda diğer testlerin en az birinden de yüksek puan alma ihtimali % 40’ın üzerindedir.

Depresyon: Genel Bilgi

Depresyon, hipertansiyon, diyabet, artrit gibi dahili hastalıklara benzer şekilde bireyin yaşam kalitesini düşüren, belirgin morbidite ve mortaliteye neden olabilen bir hastalıktır. Genç-orta yaş döneminde ortaya çıkan depresyonun yaşam süresini kadınlarda 15, erkeklerde 11 yıldan fazla kısalttığı bildirilmiştir. Herhangi bir zaman diliminde erişkin nüfusun 1/20si depresyon tablosu gösterirken, olguların ancak küçük bir kısmı tedaviye başvurmaktadır.

Tedavi edilen olguların bile çoğunluğunda hastalık tekrar etmekte, 10 yıl içinde tekrar oranı % 75 düzeyine yükselebilmektedir. Psikiyatri dışı polikliniklere başvuran hastaların en az % 10’u depresyon tanısı alacak düzeyde belirtiler gösterir. Öte yandan, tüm dünyada, psikiyatri dışı hekimlerin bu olguların çoğunu “atladıkları” saptanmaktadır. Tanınmayan hastalarda önerilen tedaviler zayıflama, halsizlik, çeşitli bölgelerde ağrılar, uykusuzluk, gastrointestinal şikayetler gibi depresyonun somatik belirtileri ile sınırlı kalmakta; bu tedavilerle ortaya çıkan yanıt plasebo yanıtının ötesine geçememektedir. Depresyon hastalarının % 15'i intihar etmektedir. Çarpıcı olarak, intihar eden hastaların % 50'den fazlası, intihar etmeden önceki 1 ay içinde bir birinci basamak hekimine muayeneye gitmişlerdir. Oysa depresyon dahili hastalıklar içinde prognozu en iyi olanlardan biri olup, tanınıp tedavi edildiğinde, ortalama 3-6 hafta içinde, hastaların çoğunluğunda belirgin düzelme gözlenebilmektedir. Depresif bir olguya tanı koyma, tanıyı tartışma ve tedaviyi düzenleme ortalama olarak 3-11 dakika zaman almaktadır. Bu zaman kaybı daha sonraki muayeneler, tetkik sonucu göstermeler, hasta ve ailesinin tatminsizliği sonucu doktor değişimleri vs. gözönüne alındığında, fazlasıyla telafi edilir.

depresyon tavsiye

Depresyon riskini arttıran durumlar;

  • - Evlenmemiş yada dul olma
  • - İşitme ve görme yetisinin azalması
  • - Sosyal desteğin sınırlı olması
  • - Kronik hastalık, maddi sorunlar gibi stresi yükselten olaylar
  • - Kadın olma
  • - Erken yaşta ebeveyn kaybı
  • - Yakınlarında depresyon öyküsü
  • - Madde bağımlısı, demans bir bireyin eşi olma

Depresyon Tanısı nasıl konur, belirtileri nedir?

Depresyon belirtileri genel olarak iki ana grupta toplanabilir; somatik ve ruhsal. Toplumumuzda somatik şikayetleri ön plana alan bir anlatım tarzı yaygındır.

Muayene esnasında hastanın; yüz ifadesinin üzgün olması, hareketlerde ve konuşmada yavaşlama, olumlu gelişmelerden hiç bahsetmemesi aksine hep düzelmeyen durumlardan sözetmesi,ufak esprilerden neşelenmemesi, tedavileri uygulamama ve düzelebilecekleri konusunda ümitsizlik, doktorda çaresizlik-karamsarlık hisleri uyandırması, gibi bulgulardan herhangi biri saptanırsa depresyon olasılığı akla gelmelidir. Bu bulgu ve şikayetleri açıklama olasılığı olan fizik hastalıklar saptansa bile ek bir tanı olarak depresyona rastlanma sıklığı yüksektir ve araştırılmalıdır.

Depresyon çok semptomlu bir hastalıktır. Öte yandan, hiçbir depresyon semptomu depresyona özgü değildir. Bu nedenle günümüzde depresyon tanısı, patognomonik semptomlar aranarak değil, göreceli olarak depresyonda sık rastlanan ve betimlenmesi kolay birçok semptomun en az iki hafta süreyle bir arada saptanması ile konur. Tablo 2'den de görülebileceği gibi psikiyatrik sınıflandırmalardan DSM-IV'te major depresif nöbet 9 semptomla tanımlanmaktadır. Bu semptomların tanı kriterleri olarak seçilme nedeni sık rastlanmaları, göreceli olarak depresyon olgularında bir arada ortaya çıkma eğilimi göstermeleri ve kolay tanınabilmeleridir. Anksiyete, sinirlilik, başağrısı gibi depresyonda sık rastlanan bazı semptomlar ise, özgünlük derecelerinin çok düşük olması nedeniyle tanı ölçütlerine dahil edilmemişlerdir. DSM-IV tanı sistemine göre herhangi bir birey 9 depresyon semptomundan toplam en az beş adedini ve ilk iki semptomdan en az birini gösteriyorsa bu kişi, "major depresif nöbet" tanı ölçütlerini karşılıyordur. Eğer saptanan bir semptomun dahili bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülüyorsa, örneğin hepatitli bir hastada ortaya çıkan halsizlik gibi, bu semptom depresyon tanısı için kullanılmamalıdır. Bazen hekim örneğin halsizlik, enerji kaybı gibi bir semptomun hastada saptanan dahili bir hastalığa mı yoksa depresyona mı bağlı olduğuna karar veremeyebilir. Bu tür semptomları müsbet kabul edip etmeme kararı klinisyenin yargısına ve klinik deneyimlerine bırakılmıştır.

Tablo-I Major Depresif Nöbet Tanı Ölçütleri1

En iyi antidepresan

1= APA ‘dan (1994) yararlanılarak hazırlanmıştır.


Klinik olarak depresyon olasılığının yüksek olduğu ya da depresyon tanısı konan durumlarda intihar düşünceleri araştırılmalıdır. Muayenenin sonlarına doğru, hasta ile karşılıklı güven duygusu oluştuktan sonra, her hangi bir semptomu sorarken takındığımız tutumla “Ölüm hakkında düşündüğünüz olur mu?... nasıl?” şeklinde bir soru intihar fikirlerini ortaya çıkartabilecektir. İntihar hakkında konuşma intihar riskini azaltmaktadır. Özellikle intihar planı olan, yakın zamanda intihar girişiminde bulunan ve geleceğe yönelik ümitsizliği belirgin olan olgularda intihar riski yüksektir.

Depresyon semptomlarını gösteren bir bireyde tanı koymak için yalnızca semptomların varlığı yeterli değildir. Tanı için bu semptomlar yerleşiklik kazanmış olmalıdır. DSM-IV süreğenliği belirlemek amacıyla semptomların “en az iki hafta, hemen her gün, gün boyu depresif belirtilerin sürmüş olma” ölçütünü getirmektedir. Ayrıca, bireyin günlük hayatındaki işlevselliğinin depresyon belirtileri nedeniyle etkilendiği saptanabilmelidir; bu bağlamda, kişinin ev işlerini yapmakta güçlük çekme, aile içinde çatışmalar, çocuklarını dövme, sinirlilik, iş veriminin azalması, kimseyle konuşmak istememe gibi günlük olağan işlevselliğinde azalmanın ortaya çıkmış olması tanı için gereklidir.

"Majör depresif nöbet" ölçütlerini karşıladığı saptanan hastalarda depresyon 3 farklı durumla bağlantılı olarak ortaya çıkmış olabilir. Depresyon düşündüğümüz hasta için bu durumlardan hangisinin geçerli olduğu araştırılmalıdır. Unutulmamalıdır ki "normal" ya da "beklenen" bir tepki olarak ortaya çıkan duygular major depresif nöbet ölçütlerini karşılayacak sayıda, sürede ve şiddette belirtilere neden olmazlar. Major depresif bozukluk, hipertansiyon ya da kalp yetmezliği gibi, tanındığı her durumda gecikmeksizin tedavi edilmelidir.

Hastanın tüm belirti ve bulguları depresyon ile ilgilidir ve başka psikiyatrik bozuklukları düşündüren özellikler taşımamaktadır. Bu durumda "major depresif bozukluk" tanısı konur ve tedavi psikiyatriktir.

Hastanın dahili bir hastalığı vardır; ek olarak depresyon tanısı alacak nitelik ve şiddette semptomlar göstermektedir. Örneğin, hastada kalça kırığı vardır ve takiben depresyon gelişmiştir; tanımız "major depresif bozukluk ve kalça kırığı" olacaktır. Bu olgularda hem medikal hem de psikiyatrik tedavi gereklidir.

Hastanın dahili bir hastalığı vardır; bu hastalığın seyri esnasında ve bağlantılı bir sendrom olarak depresyon görülebilir. Örneğin, hipotiroidizm, Addison hastalığı ya da pankreas kanserinde depresyon hastalık belirtilerinden biri olabilir; bu durumda tanı; primer hastalığa bağlı depresyon örneğin, "hipotiroidizme bağlı depresyon" olacaktır. Bu tür olgularda bazen primer hastalığın tedavisi yeterli iken, çoğu olguda, psikiyatrik tedavi de gerekli olabilir.

Genel olarak, tanı konusunda şüphe varsa, mümkün olduğu kadar çok kaynaktan bilgi alma, bir süre "hastayı gözleme" gibi yaklaşımlar tanıyı belirgin hale getirebilir. Geçmiş psikiyatrik öykü, aile öyküsü, hastalık öncesi işlevsellik düzeyi, kişilik özellikleri, sosyal destek sistemleri ve risk faktörleri araştırılmalıdır. Olguda depresif semptomlar bireyin yaşam kalitesinde, işlevselliğinde, ilişkilerinde belirgin bozulmaya neden olmuşsa major depresif nöbet tanısı çoğunlukla konmalıdır. Tanı belirsizliği bu yaklaşımlar uygulanmasına rağmen sürmekte ise, psikiyatriye sevk edilmelidir.

Depresyonda Ayırıcı Tanı

“Normal” bireyler de, yaşam olaylarına bağlı olarak, depresif semptomlar gösterebilirler. Bu durumda, depresif semptomların şiddeti ve sayısı azdır, belirgin işlev kaybı gözlenmez, semptomların süresi kısadır ve süreğenlik göstermez. Yaşam olaylarına bağlı olarak ortaya çıkan depresif semptomlar, major depresif nöbet ölçütlerini karşılıyor ise, yaşam olayı ne olursa olsun depresyon tanısı konmalı ve tedavi planlanmalıdır.

Sağlıklı bir bireyde örneğin miyokart infarktüsü gibi ciddi fiziksel bir hastalık ortaya çıktığında, doğal olarak depresif semptomlar ortaya çıkabilir. Bu durum normaldir; öte yandan, bireyde aşırı sinirlilik, işini-gücünü görememe gibi işlev bozukluğu belirtileri saptanırsa "uyum bozukluğu" tanısı öncelikle akla gelmeli ve major depresif nöbetten ayırıcı tanı yapılmalıdır. Klinik uygulamada "iki hafta" ölçütü uyum bozukluğu ile major depresyon ayırımında önemlidir. Uyum bozukluğu olgularında depresif semptomlar major depresif nöbet ölçütlerini çoğunlukla tam karşılamaz, karşılasa bile DSM-IV'te önerilen iki hafta ve hemen her gün/gün boyunca bu semptomların varlığını sürdürmesi ölçütü, tanım gereği, karşılanmamalıdır. Uyum bozukluğunda günlük olaylara bağlı olarak belirgin duygu değişimleri ortaya çıkabilmektedir; örneğin, bu birey iyi bir haberle ya da ziyaretçilerin varlığında neşeli bir gün geçirebilirken, major depresyon olguları genelde depresif duygu durumu süreğendir ve sevindirici olaylar bile duygu durumunda belirgin bir değişiklik yaratmazlar. Belirgin intihar fikirleri, suçluluk duyguları ve psikotik özellikler uyum bozukluğunda beklenen semptomlar değildir. Uyum bozukluğu genelde iyi prognozlu seyirli bir rahatsızlık olmasına rağmen bu hastaların major depresyon geliştirme riski açısından takip edilmelidir.

Akut fiziksel hastalık veya var olan hastalığın alevlenmesi nedeniyle başvuran olguların büyük çoğunluğunda medikal tedavi gereklidir; yeni ilaçlar başlanır, ilaç dozları yükselir ve bazı ilaçlar kesilir. Bu durumda ilaçlara bağlı depresyon ortaya çıkma olasılığı vardır. Hemen tüm ilaçlar yan etki olarak depresyon ortaya çıkarabilir ya da mevcut hafif depresif semptomların ağırlaşmasına neden olabilirler. İlaçlarla bağlantılı depresyon çoğunlukla ilaç başlandıktan kısa süre sonra gelişir ve ilacın kesilmesini takiben kısa sürede düzelme gösterir. Örneğin, simetidin tedavisi ile ilgili olarak ortaya çıkan depresif semptomlar çoğunlukla tedavinin ilk 2-3 gününde gözlenir ve tedavinin sonlandırılması ile 3-4 gün içinde düzelme ortaya çıkar. Steroidler ve ACTH ise geniş spektrumda yer alan psikiyatrik semptomlar ortaya çıkarabilecekleri gibi, mevcut klinik veya subklinik depresyonun ağırlaşmasına da neden olabilirler.

Deliryum ve yas durumu depresif semptomatoloji ile seyredebilen durumlardır ve ayırıcı tanıda düşünülmelidir. Deliryumda her tür affektif semptom ortaya çıkabilmesine rağmen pataloji kognitif düzeyde ve özellikle dikkat bozukluğu ile ilgilidir. Öte yandan özellikle "hipoaktif deliryum" psikomotor yavaşlama, içe çekilme, iletişimde azalma, iştah, çevreye ilgide azalma, donuk affekle seyreder ve depresyon sıklıkla hekimin ilk aklına gelen tanıdır. Bu olgularda, dış gözlemcinin depresyon düşünmesi için yeterli bulgu varken, hastanın yere, zamana oryante olmadığının, dikkatini sürdüremediğinin, bilincin bulanık olduğunun ve tüm belirtilerin gün içinde belirgin dalgalanmalar gösterdiğinin saptanması ile deliryum tanısı kolayca konabilir.

Yas durumu depresyondan ayırımı gerekli diğer bir durumdur. Sevilen birinin kaybı sonucunda hissedilen "yas" evrensel bir duygu olup hemen herkesin yaşadığı zorlu bir deneyimdir. Yas semptomları aşırı şiddette ise, ortalama 6 aydan uzun sürmüş ve günlük yaşantıyı engelliyor ise patalojik yas durumu sözkonusu olup, bu olguların ortalama % 50 kadarı “yasa eşlik eden major depresif nöbet” tablosu gösterirler. Hipokondriasis, intihar fikirleri, yaşamdan zevk almama ve depresif duygu durumu, benlik değerinde azalma, suçluluk duyguları yasa eşlik eden major depresif nöbete işaret eder. Kaybedilen kişinin sık sık hatırlanması, öldüğüne inanmama, sık ağlama, özlem duyma, birçok durumun ölen kişiyi hatırlatması ve yanındaymış gibi gelmesi, ölen kişiyle aynı fiziksel belirtileri gösterme patolojik yasla ilgili durumlardır. Yas'a eşlik eden major depresif nöbette rastlanan depresif semptomlar antidepresan tedaviye kısmen yanıt verirken, bu ilaçlar "yas" sürecinin yoğunluğuna etki etmemektedir.

Major depresif nöbet bir sendrom olarak, şizofreni dahil pek çok psikiyatrik hastalığın seyri esnasında ortaya çıkabilir. . Ayrıca bipolar bozukluk ve şizo-affektif bozukluk tablolarının bir parçası olarak da major depresif nöbet görülebilir; bu tür olgular psikiyatriste sevk edilmelidir. Distimi hafif fakat süreğen depresif semptomlarla karakterize bir hastalıktır. Tedavisi major depresif nöbet gibidir.

Psikiyatriye yatış olasılığını arttıran durumlar;

  • - Hastanın öyküsünde aşırı neşelilik, konuşkanlık, uyku ihtiyacında azalma, aşırı kendine güven gibi manik-hipomanik belirtilerle karakterize bipolar bozukluğu düşündürür bulgular varsa,
  • - Hallusinasyon ve hezeyanlar gibi psikotik belirtiler varsa,
  • - Aşırı zayıflama, yemek yemeyi reddetme ya da katatoni belirtileri varsa,
  • - İntihar fikirleri ya da girişimleri varsa,
  • - Alkol bağımlılığı gibi depresyona eşlik eden psikopatolojiler saptanmış ise,
  • - Öyküde antidepresan tedaviye yanıtsızlık varsa,
  • - Hastanın sosyal destek sistemleri yeterli değil ise,
  • - Depresyon belirtileri çok uzun süredir sürmekte ise,
  • - Ayırıcı tanıda problem yaşanıyorsa,
  • - Ailenin diğer fertlerinde de psikopatoloji saptanmış ise ve aileye müdahale gerekiyorsa

Depresyon: Tedavi & Terapi

Tanının Konuşulması

Günümüzde depresyonun tedavisinde etkili ve en az maliyetli tedavi yöntemi antidepresan ilaç tedavisidir. Öte yandan, hastaların önemli kısmı verilen ilaçları düzenli kullanmamaktadırlar. Tanıyı ve tedaviden neler beklendiğini bilme ise düzenli ilaç kullanımını arttırmaktadır. Eğer sözkonusu ilaçla ancak 3-6 haftada sonuç alınabiliyor, bir "akıl hastalığını" tedavi etme amacıyla veriliyor ve rahatsız edici yan etkilere sahipse bu bilgilendirme daha da önem kazanmaktadır. Öte yandan, tüm insanlarda psikiyatrik tanının kabulünde güçlük vardır. Bu güçlük bir taraftan tanının konuşulmasını, anlaşılmasını ve kabulünü daha da güçleştirmekle, diğer taraftan ise en azından yanlış anlamaları engellemek için bu konuşmayı yapmayı çoğunlukla zorunlu kılmaktadır. Birinci basamak hekimi çoğu kez psikiyatrik tanıyı konuşma konusunda psikiyatristlerden daha şanslı bir konumdadır; psikiyatriye sevk edilmiş olmak bile kendi başına bir direnç oluşturabilmekte, tanıyı psikiyatristten duymak ise “akıl hastalığı” etiketine yönelik kaygıları en üst düzeye taşıyabilmektedir.

M+ Psikoterapi, Major Depresyon  antidepresan tedavi, lustral prozac paxil cipralex yan etki Ankara

Birinci basamak hekimi depresyonu ya da sık kullanılan adıyla “deprasyonu” hastasıyla ve yakınlarıyla konuşmalı ve bunun tedavi edilebilen bir “hastalık” olduğunun anlaşılmasını sağlamalıdır. Depresyon tanısının konuşulmasında sık kullanılan bir yaklaşım, özetle, somatik semptomları kullanarak, hastalığı somatik bir hastalık olarak tarif etmek ve diğer semptomları bu somatik semptomlarla bağlantılı olarak ele almaktadır. Bu amaçla hastalarda sık rastlanan uyku bozukluğunu merkez alan bir açılış konuşması uygundur. Uykuların bozulmasının insanın sinirlerini yıprattığı, ....’in de (burada aile içi geçimsizlik, kalp hastalığına yakalanma, çocukların çok yaramaz oluşu, fizik hastalığa yakalanma gibi hastanın belirttiği nedenler söylenir) artık bardağı taşıran son damla olduğu belirtilir. Ayrıca, insanın iştahı/uykusu bozulunca kendini yorgun, halsiz hissetmesinin, moralinin bozulmasının, neşesinin kaçmasının sık rastlanan bir durum olduğu, ve hatta bireyin çok karamsarlaşarak ölümü bile düşünebileceği vurgulanabilir. Hastanın şu anda içinde olduğu durumun basit bir üzüntü hali olmadığı, aynı "asabi tansiyon" veya "şeker hastalığı" gibi bir hastalık olduğu, tıp camiasında "depresyon" adıyla anıldığı, hemen herkesin başına gelebildiği ve tedavi edilmesi gerektiği, edilebildiği anlatılarak konuşmaya devam edilebilir. Hastanın ne anladığı ve soruları dinlendikten sonra, tedavi seçenekleri ve tedavi ile beklenen etkiler ve varsa yan etkiler hastaya anlatılabilir. Tedavinin belirgin etkilerinin ancak 3-6 hafta içinde ortaya çıktığı, tamamen "normal" hale geldikten sonra bile, hastalığın tekrarlama ihtimalini azaltmak için, bir süre daha ilaç kullanımına devam edilmesi gerektiği vurgulanmalıdır. Hangi semptomun tedaviye ne zaman yanıt verme ihtimalinin yüksek olduğu, örneğin, uyku ve iştah bozukluğunun genellikle karamsarlık halinden önce ve ilk iki hafta içinde düzelmeye başlayacağı, düzelme ortaya çıkarken genellikle dalgalanmalar beklendiği, düzelmenin önce çevresindekiler tarafından farkedileceği, kendisinin ise bir süre sonra neşesinin yerine geldiğini hissedeceği, hayattan tat almaya başlayacağı vs. hastaya anlatılmalıdır. Kullanılacak ilacın bağımlılık yaratmadığı, genelde diğer hastalıkları ağırlaştırmadığı belirtilmeli, olası yan etkiler ve hangi yan etkilerin ilaç kesmeyi gerektirdiği hastaya söylenmelidir. Ölüm ve intihar fikirleri, yoğun suçluluk duyguları, psikotik özellikler, psikomotor aktivitede belirgin azalma ve belirgin kilo kaybı gibi psikiyatriye sevk gereken durumlarda hastanın bilgilendirilmesi psikiyatriye neden sevk edilmek istendiği anlatılarak tamamlanmalıdır.

Tedavi: Genel İlkeleri;

Depresyon tedavisi iyi hasta-hekim ilişkisi kurabilme ve akılcı ilaç kullanımı çerçevesinde madikal tedaviyi yürütebilme esasına dayanır. Akılcı ilaç kullanımı, çalışmalardan elde edilen bilgilerin her bir hastaya uyarlanması ve o hasta için en uygun tedavinin seçilmesi ilkesine dayanır. Tablo 4’te akılcı ilaç kullanımının ilkeleri verilmiştir. Bu ilkeler özellikle yaşlı bireylerde ve dahili hastalıkları bulunanlarda daha da önem kazanmaktadır.

Akılcı İlaç Kullanım İlkeleri;

M+ Psikoterapi, Major Depresyon  antidepresan tedavi, lustral prozac paxil cipralex yan etki Ankara
  • - Doğru tanıya dayanmak
  • - Uygun ilacı seçmek; gereken dozda uygun yoldan ve tedavi san’atı ile sunmak ve yeterli süre kullanmak
  • - Tedavi başarısını değerlendirmek; hastanın tedaviye uyumunu izlemek
  • - Özellikle çok sayıda ilaç kullananlarda ilaç etkileşimlerini değerlendirmek
  • - Tasarlanan tedavinin gerçekleşebilirliğini ve maliyetini dikkate almak


Depresyon tedavisinde tedavi planı her olgu için özgün ve sözkonusu olgunun şartlarına göre yapılmalıdır. Tedaviyi planlama konusunda ilk basamak olarak “biyolojik, psikolojik veya sosyal etkenlerden hangisi karşımızdaki hastanın depresyon semptomları geliştirmesinde öncelikli olarak rol oynamaktadır” sorusunun cevabı aranmalıdır. Bu soruya alınacak cevap, olgu bazında, hastanın birinci basamak hekimi tarafından mı yoksa psikiyatrist tarafından mı tedavi edilmesi gerektiği konusunda yol gösterici olabilecektir. Alkol bağımlısı kocası tarafından sürekli dövülen ve aşağılanan bir bayanın ya da ergenlik döneminde cinsel tacize uğramış bir gencin tedavisinde yalnızca antidepresan tedavi çoğu kez yeterli olmayacaktır ve bu tür “karışık” olgular psikiyatriye sevk edilmelidir.



Yukarıdaki değerlendirme sonucunda, birinci basamak hekimi hastanın depresyonu kendi olanakları ile tedavi etmeye karar vermiş ise, depresyonun artmasına neden olabilecek etmenlerin araştırılması ve ortadan kaldırılmaya çalışılması uygun bir yaklaşımdır. Aşağıda bu tür müdahalelere örnekler verilmiştir.

  • - Anemi, kronik ağrılı durumlar gibi depresyona yol açabilen nedenlerin tedavisi yapılmalıdır.
  • - Hasta depresyona yol açabilen B-blokür, simetidin, steroidler gibi ilaçlar kullanıyor ise bu ilaçlar depresyona yol açma olasılığı daha düşük ilaçlarla değiştirilmeye çalışılmalıdır.
  • - Tek başına yaşama, işitme-görme yetisinde azalma gibi durumlar depresyonu arttırabilir ve gözlük, çocuklarının yanına taşınma gibi önlemlerle bu etmenlere müdahale edilebilir
  • - Sinirlilik, ev işlerini yapmama, kimseyle konuşmak istememe, cinsel ilgisizlik gibi semptomlar hasta ailesi tarafından “isteyerek yapıyor” ya da “istese düzelir” diye algılanabilen semptomlardır. Hasta ve ailesi depresyon hakkında bilgilendirilerek ortamın hasta lehine yumuşaması sağlanabilir


  • Her hasta için yapılabilecek özgün müdahalelerin dışında, bazı genel önerilerde de bulunmak yararlıdır:

    • - Depresyon tedavisi süresince boşanma, iş-yeri değişikliği gibi ciddi hayat kararlarını geciktirmenin bir kural olduğu belirtilmelidir.
    • - Hastaya zevk aldığı şeyleri, gerekirse kendini zorlayarak, yapması tavsiye edilir
    • - Mümkünse kahve, çay ve alkol alımı kısıtlanmalıdır
    • - Hastaya “her şeyin kötü yönlerini görme, olumsuz ihtimalleri düşünmenin” depresyonun bir özelliği olduğu ve bu tür düşünceler aklına takıldığında dikkatini başka bir şeye yöneltmeye çabalamasının yararlı olacağı belirtilmelidir
    • - Başağrısı, halsizlik gibi fiziksel şikayetler mevcut ise depresyon ile fiziksel şikayetler arasındaki bağlantı anlatılmalı; bu şikayetlerin de karamsarlık, sinirlilik gibi tedaviye yanıt verdiği belirtilmelidir

    Depresyonun İlaçla Tedavisi

    Galen’in farmakopesinde hiçbiri önemli aktif madde içermeyen 820 “ilaç” vardı; Galen yine de çağının en büyük şifacılarından biri olarak ünü zamanımıza kadar gelebilmiş bir hekimdir. Aktif madde olmayan bir “ilaç” kullanıldığında ortaya çıkan düzelme “plasebo” etkisi olarak bilinir. Placebo, latince “placere” ingilizce “to please” kelimelerinden türemiştir ve “karşısındakini memnun etme, mutlu etme” anlamına gelir. Hekimin hastalığın ne olduğunu anladığını hissettirmesi, hastayı bilgilendirmesi ve uygun tedaviyi “bilirkişi” vasfıyla sunması plasebo etkisini harekete geçirebilecektir. Depresyonda “plasebo” etkisi % 20-40 olup, oldukça yüksektir; aslında insidon, insomin ve laroksyl gibi ilaçların birinci basamak hekimi tarafından etkin dozun altında kullanılmalarına rağmen ortaya çıkabilen antidepresan etki önemli ölçüde plasebo etkisi ile ilgili gözükmektedir. Günümüzde, depresyon tedavisini bilen ve bunu hastaya hissettiren bir hekim yalnızca plasebo etkisini harekete geçirmekle kalmaz, verdiği ilacın aktif madde içermesi nedeniyle tedavi başarısını % 60-80’lere taşıyabilir. Tablo 5’te antidepresan kullanma endikasyonu olan olguların klinik özellikleri özetlenmiştir.

    Antidepresan Kullanma Endikasyonu Olan Olguların Klinik Özellikleri

       İlgi kaybı ve üzgün-neşesiz olma hali son iki haftadır var ise ve aşağıdakilerden en az 4'ü müsbet ise antidepresan tedavi düşünülmelidir.

           - Halsizlik, bitkinlik, enerji kaybı

             - Uyku bozuklukları

             - Suçluluk duyguları, kendine acıma

             - Ajitasyon ya da hareket ve konuşmada yavaşlama

             - Ölüm ve intihar düşünceleri

             - İştah bozuklukları

             - Dikkatini toplayamama, unutkanlık

      Yukarıda belirtilenden daha az ve hafif semptomu olan hastaların antidepresan tedavisinden yararlandıklarına yönelik bir kanıt yoktur.



    Antidepresan etkisi plasebodan daha yüksek olan pek çok bileşik mevcuttur. Bu bileşikler içinde 1960’lı yıllarda üretilmeye başlanan “trisiklik antidepresanlar (TCA)” ve 1990’lı yıllardan sonra antidepresan piyasasına hakim olan “yeni antidepresanlar” en yüksek başarı olasılığına sahip ilaçlar olarak dikkati çekmektedir. Piyasa adları ile passiflora, sülpir, lidanil gibi antipsikotikler, xanax gibi anksiyolitikler ya da atarax gibi antihistaminikler de antidepresan etki gösterebilmelerine rağmen, başarıyla tedavi ettikleri hasta oranları antidepresanlardan çok daha düşüktür. Kısacası, depresyon tedavisinde birinci seçenek antidepresan ilaçlar olmalıdır.

    Antidepresanların bazı ortak özelliklerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz;

    • - Antidepresanların eşdeğer dozda kullanıldıklarında etkinlik oranları aynıdır. Bağımlılık riskleri yoktur
    • - Çoğu ilk haftadan başlayarak semptomlarda azalma yapmakla birlikte, en belirgin etki 3-6 hafta sonra gözlenir.
    • - Tedavi ile düzelme gösteren olgularda, tedavinin aynı dozda en az 6 ay sürdürülmesi ile önemli oranda korunma sağlanabilmekte, oysa, tedavinin erken sonlandırılması durumunda ise olguların yarısında depresyon 2 yıl içinde nüks edebilmektedir.
    • - Eğer iki ya da daha fazla atak geçirilmiş ise tedavi en az 12 ay sürdürülmelidir.
    • - Yeterli dozda 4-8 hafta antidepresan tedavi almış hastaların %20-40’ında yeterli düzeyde yanıt alınamayabilir; bu olgular psikiyatriste sevk edilmelidir.
    • - Antidepresan tedavide hangi ilacın seçileceği hekimin deneyimleri, ilaç yan etkileri, ilaç etkileşimleri, hastanın bireysel özellikleri gibi pek çok etmen ile bağlantılı olarak belirlenir.


    Trisiklik ve Yeni Antidepresanlar

    Trisiklik antidepresanlar (TCA) uzun yıllar kullanılmış ve güvenli ilaçlar olmalarına rağmen 1990’lı yıllarda kullanıma giren “yeni antidepresanlar” önemli ölçüde bu ilaçların yerini almışlardır. Antidepresan tedaviye trisikliklerle mi yoksa yeni antidepresanlarla mı başlanması gerektiği konusunda görüş ayrılıkları olmasına rağmen, birinci basamak hekimin tedaviye yeni antidepresanlarla başlaması ve tedaviye cevap vermeyen olguları psikiyatriste sevk etmesi gerektiği görüşü ağırlık kazanmaktadır. Bu bölümün yazarı da, özellikle ülkemiz koşullarında, tedaviye yeni antidepresanlarla başlanması gerektiği görüşünü benimsemektedir; bu nedenle trisiklik antidepresanlara bu bölümda pek az yer verilmiştir.

    Yeni antidepresanlar etkinlik açısından trisiklik antidepresanlardan farklı olmamakla birlikte, pek çok avantajları da bulunmaktadır. Tablo 6’da bu avantajlar belirtilmektedir.

    Yeni Antidepresanların Üstünlükleri;

    • - Çoğu günde tek doz ve tek hap olarak verilebilirler,
    • - Geniş spektrumludurlar ve depresyonun yanısıra anksiyete bozuklukları, somatizasyon gibi rahatsızlıklarda da etkilidirler,
    • - Bu ilaçlarla intihar etmek hemen hemen imkansızdır; trisklik antidepresanların pek çoğundan 3-4 kutu ilaç içildiğinde ölüm riski ortaya çıkmaktadır,
    • - Kolay tolore edilebilen yan etkileri vardır; trisikliklere göre yan etkiler nedeniyle tedaviyi bırakma riski 3-4 kat daha azdır,
    • - Kilo alımı, aşırı sedasyon, ağız kuruluğu, kardiyotoksik etki gibi trisiklik antidepresanlarla rastlanan ve çoğu kez optimal etkin doza çıkılmasını engelleyen yan etkiler minimaldir,
    • - Yeni antidepresanların ilaç maliyeti yüksek olmakla birlikte, toplam tedavi maliyetleri trisiklik ilaçlardan daha düşüktür,
    • - Yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar gibi risk gruplarında daha güvenlidirler.
    • - Alkol ile etkileşimleri minimal olmasına rağmen birlikte kullanmaktan kaçınılmalıdır


    Yeni Antidepresanlar

    Fluoxetin, Sertralin, Paroxetin, Fluvoxamin, Citalopram, S-sitalopram SSRI grubunda yer alan antidepresanlardır. Bu ilaçlar oldukça farklı yapıda olmalarına rağmen, herbiri özgün olarak serotonin’in nöronlara geri alınımını engellerler. Ortalama dozlarda kolinerjik, histaminerjik, dopaminerjik, serotoninerjik ve noradrenerjik reseptörlere önemli düzeyde afinite göstermezler. Bir istisna olarak Paroxetin hafif kolinerjik reseptör blokajı yapabilir fakat bu etki TCA'lara göre çok daha az belirgindir ve klinikte önemli sorunlara genellikle neden olmaz. Tüm SSRI'ların yan etki profilleri benzerdir. SSRI'lar aşırı doz durumunda hemen hiçbir zaman hayatı tehdit edici durumlara neden olmazken, trisiklik antiderprasanların aksine bilişsel süreçlerde de yavaşlama ortaya çıkartmazlar. Etki spektrumları geniş olup, depresyon dışında obsesif-kompulsif bozukluk, yeme bozuklukları ve anksiyete bozukluklarında da etkindirler. Sedasyon, ortostatik hipotansiyon ve kabızlık gibi yaşlılarda önemli sorunlara yol açabilen yan etkilere sık rastlanmaması da diğer bir üstünlükleridir. Fiziksel hastalığı olanlarda ve yaşlılarda yarı dozla başlanması ve etkin dozlara yavaş yavaş çıkılması akıllıca bir yaklaşımdır. Yeterli dozlarda kullanıldığında SSRI'ların etkinliği TCA'lar ile eşdeğer düzeyde olmasına rağmen, yan etkiler nedeniyle tedaviye sonlandırma TCA'lar ile çok daha sık görülmektedir. Tablo 7’de Fluoxetin, Sertralin, Paroxetin, Fluvoxamin ve Citalopram’ın yan etki profilleri verilmiştir.

    Tablo 1. Fluoxetin, Sertralin, Paroxetin, Fluvoxamin ve S-Citalopram’ın Yan Etki Profilleri ve Genel Bilgiler1

    YAN ETKİLER

        Fluoxetin

         20 mg.

         Sertralin

           50 mg.

         Paroxetin

         20 mg.

         Fluvoxamin

      50, 100 mg.

         S-Citalopram

         10 mg.

    Başağrısı

         +++

           +++

           +++

           +++

          +++

    Bulantı/Kusma

         +++

           +++

           +++

           +++

          +++

    İshal/Yumuşak Dışkı

         +++

           +++

           ++

           ++

          +

    Anksiyete

         ++

           +

           +

           +

          +

    Sinirlilik

         ++

           +

           +

           ++

          +

    Cinsel İşlev Bozukluğu

         ++

           ++

           ++

           +

          ++

    Uykusuzluk

         +++

           ++

           ++

           ++

          ++

    Tremor

         +

           ++

           +

           +

          +

    İştahsızlık

         ++

           ++

           ++

           +

          +

    Kabızlık

         +

           +

           ++

           ++

          +

    Ağız Kuruması

         +

           ++

           ++

           ++

          +++

    Uyku Hali

         +

           ++

           ++

           +++

          ++

    Güçsüzlük/Bitkinlik

         +

           +

           ++

           ++

          ++

    Baş dönmesi

         ++

           +

           +

           ++

          +

    Günlük Ortalama Doz

      20-60 mg.

      50-200 mg.

      10-50 mg.

      50-300 mg.

      10-20 mg.

    Yarı Ömür (saat)3

       72-240

      26-104

       21

      13-25

       35

    Dozlam

      1x1

      1x1

      1x1

      1x1

      1x1


    1 = Physician’s Desk Referance adlı kaynaktan yararlanarak hazırlanmıştır.

    2 = Yan etkilere rastlanma sıklığı: (+) = % 1-9; (++) = % 10-19; (+++) = % 20 ve üstünde rastlanma sıklığına işaret

    3 = Aktif metabolitlerin yarı ömrü dahil



    SSRI'lar gastrointestinal semptomları yoğun olan, cinsel işlev bozukluğu bulunan olgularda dikkatli kullanılmalıdır. Özellikle tedavinin başlangıç dönemlerinde ortaya çıkabilen, iştah azalması, uykularda bozulma ve anksiyetede artma bazı vakalarda bu ilaçların kullanımını engelleyebilir ya da ikinci bir ilacın kullanılmasını gerektirebilir. SSRI kullanımında dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da bu ilaçların CYP450 enzim sisteminde inhibitor etki göstermeleri ve bazı ilaçların kan seviyelerinde belirgin yükselme ortaya çıkarmaları ile ilgilidir.

    SSRI'lar a alternatif olabilecek ilaçlar aşağıda belirtilmişlerdir. Bu ilaçların, TCA'lar hariç, hakkında klinik deneyimlerin genelde SSRI'lara göre çok daha sınırlı olduğu akılda tutulmalıdır.

    Trazodone 5-HT2 reseptör antagonisti ve orta derecede serotonin ve noradrenalin geri alınımı inhibisyonu yaparken, zayıf a1 etki gösterir; metbolitlerinden biri olan m-CPP ise 5-HT agonisti özelliklere sahiptir. Günde 2 kez ve yavaş yavaş arttırarak 200-400 mg doza ulaşılmalıdır. Sedasyon, ağız kuruluğu, başdönmesi, kabızlık, halsizlik, görme bulanıklığı, ortostatik hipotansiyon en sık rastlanan yan etkilerdir. Priapizm (süreğen ereksiyon) hortaya çıkabilen nadir bir yan etkidir ve ilk 4-8 saatte müdahale edilmelidir. Trazadone CYP450 3A3/4 enzimini inhibe eder. Benzodiyazepinlerle, bazı antihistaminik ve antibiyotiklerle birlikte kullanılmamalıdır. Analjezik etki gösterme olasılığı yüksektir; ağrılı hastalarda tercih edilebilir.

    Venlafaxine seratonin ve noradrenalin geri alınımı inhibe eder. Yan etki profili SSRI'lara benzerdir. Venlafaxin’in etkin dozu 75-225 mg olup XR şekli günde tek seferde verilebilir. Preklinik çalışmalarda venlafaksine kullanan olguların bir kısmında, yüksek dozlarda, süreğen hipertansiyon, nabız artışı ve kolesterol düzeyinde yükselme gözlenmiştir. Bu nedenle hipertansiyon hastalarında dikkatli kullanılmalıdır. Göreceli olarak tedaviye dirençli vakalarda yüksek yanıt düzeyinin saptanması bazı vakalarda bu ilacı tercih sebebi olabilir. Etkisinin göreceli olarak daha hızlı ortaya çıktığına ilişkin veriler vardır. CYP450 inhibisyonu nedeniyle ortaya çıkan ilaç etkileşimleri potansiyeli minimumdur. Milnacipran seratonin ve noradrenalin geri alımını inhibe eden diğer ilaçtır. Bu ilacın dozu yavaş arttırılarak 100 mg ve 2X1 olarak kullanılır. Yan etki profili SSRI’lara benzerdir. En önemli üstünlüğü diğer antidepresanların aksine böbrekten elimine edilmesidir.

    Tianeptin pradoksal bir mekanizma ile serotonin’in geri emilimini arttırmasına rağmen klinik çalışmalarda diğer antidepresanlar kadar etkili bulunmuş bir ilaçtır. Depresif hastalarda saptanan hipokampal atrofiyi gerilettiğini düşündüren veriler mevcuttur. Günde 3 kez bölünmüş dozlarda başlanabilir ve tedavi süresince bu dozda kullanılır. Yan etkileri SSRI’lara benzerdir ve yan etkileri nedeniyle bu ilacı bırakma olasılığı çok düşüktür. İlaç etkileşimi açısından güvenilirdir. Tianeptin’in en önemli özelliği siroz dahil karaciğer hastalarında da güvenle kullanılabilmesi ve alkol bağımlılarında karaciğer enzimlerinde yükselmeye neden olma olasılığının düşük olmasıdır.

    Mirtazepin, mianserin’den türetilmiş bir antidepresandır. Noradrenerjik a2 reseptörlerini ve postsinaptik 5-HT2, 5-HT3 , histamin H1 reseptörlerini bloke eder. Norepinefrin ve serotonin salınımını arttırarak 5-HT1A reseptörlerinin ise sitimulasyonuna yol açar. Günde 1 kez ve yatarken verilmelidir. Kilo artımı, sedasyon, bulantı, ağız kuruluğu, halsizlik, başdönmesi en sık rastlanan yan etkilerdir. Sedasyon hali doz azaltmakla daha da artabilir. CYP450 inhibisyonu nedeniyle ortaya çıkan ilaç etkileşimleri potansiyeli minimumdur.

    Amitriptilin, İmipramin, Opipramol, Maprotilin gibi antidepresanlar depresyon tedavisinde geçmişte sık kullanılmış ve etkinlikleri gösterilmiş ilaçlardır. Öte yandan, günümüzde aynı düzeyde etkili fakat çok daha az yan etki gösteren, hastaların daha kolay tolore ettiği ve daha güvenli ilaçlar piyasaya sürülmüştür. Bu nedenle yukarıdaki ilaçların birinci basamak hekimi tarafından ancak özel durumlarda kullanılması uygundur. Trisiklik antidepresanlarla ilgili daha fazla bilgi klasik psikiyatri kitaplarında bulunabilir.

    Bupropion (Wellbutrin 75-150 mg, Zyban 150 mg) yurt dışında uzun yıllardır kullanılan ve ülkemizde yakın zamanda sigara bağımlılığına karşı etkisi ön plana alınarak piyasaya sürülen dopaminerjik sisteme etkili bir antidepressandır. Özellikle belirgin psikomotor yavaşlama ve uyku hali gösteren hastalarda uyarıcı etkileri nedeniyle tercih edilebilirler. Ajitasyon, anksiyete, başağrısı, bulantı ve uykusuzluk tedavinin başlarında görülebilen 2-4 hafta içinde genellikle ortadan kalkan yan etkilerdir. Kilo kaybı ve konvülsif nöbet riski bazı hastalarda, özellikle santral sinir sistemi hastalıkları bulunanlarda, bu ilacın kullanımını sınırlandırır. Bupropion genelde günde 2 ya da 3 kez verilmeli, iki doz arası 6 saatten kısa olmamalıdır, günlük toplam doz 450 mg'ı aşmamalı ve 1 doz 150 mg'ın üstünde olmamalıdır. Sigara bağımlılığı için önerilen 7-8 hafta süreyle 300 mg/gün'dür. Gereken olgularda idame tedavi aynı dozda 1 yıla kadar uzatılabilir. Reboksetin selektif noradrenalin geri alım inhibitörüdür. Günde 2 kez ve toplam 8-10 mg dozlarda kullanılması önerilmektedir.



    Sonuç

    Depresyon, normal bir duygu durumu, bir semptom ya da bir hastalık olarak fiziksel bulunan bireylerde karşımıza çıkabilir. Patolojik depresyonun zamanında tanınması, olası biyolojik ve psikososyal etkenlerin belirlenmesi ve bu durumlara müdahele edilmesi büyük ölçüde hastayla karşılaşan klinisyenin bilgi ve becerisine dayanmaktadır. Dikkatli bir klinisyen, yeteri kadar vakit harcadığında, olguların birçoğunu tespit edebilmelidir. Semptomları ortaya çıkartan nedenin tespiti ve tedavisi ana amaç iken günümüzde semptomatik tedaviyi güvenle yapabileceğimiz birçok antidepressan ilaç kullanıma sunulmuştur ve gerekli olgularda kullanılmalıdır.



2015 Prof. Dr. Atilla Soykan

  • twitter
  • Google plus
  • Google plus
  • Facebook
  • twitter

Psikiyatrik ve psikolojik sorunların değerlendirilmesi için bir psikiyatrist veya klinik psikolog ile görüşülmesi şarttır. Bu sitede yer alan psikiyatri, psikoloji ve evlilik - aile terapıileri ile ilgili tüm yazılar genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı, tedavi veya başka herhangi amaçla kullanılamaz. Öte yandan, bu siteden elde ettiğiniz veriler değerlendirilme sürecinizde yararlı olabileceğinden, psikiyarist ya da klinik psikolog ile olan görüşmenize götürmenizi tavsiye ederiz. Klinik Psikolog, Evlilik-Aile Terapisti ve Psikiyatrist'ten oluşan M+ Psikoterapi ekibimiz, psikiyatrik ilaç tedavisinden çok bilişsel davranışçı terapi, hipno-terapi ve aile terapisi odaklı psikoterapi yaklaşımlarını kullanmaktadır