Metin Kutusu:

 

Klinik Psikolog ve psikiyatrist / ankara

Başvuru; 0 506 7644 000

Bireysel Psikoterapi, Aile ve Evlilik Terapisi, Psikiyatrik Tedavi Ortamı

Prof. Dr. Atilla Soykan
Psikiyatrist, Bireysel Psikoterapist
<h1>Ankara, Psikiyatrist, Ankara, Psikiyatr</h1>
Detaylı özgeçmiş için tıklayın Psikoterapi deneyimi için tıklayın
Doç. Dr. Psk. Çiğdem Soykan
Klinik Psikolog, Evlilik ve Aile Terapisi, Bireysel Psikoterapist
<h1>Ankara, Psikolog, Ankara</h1>
Detaylı özgeçmiş için tıklayın
<h1> Ankara, Psikiyatr Psikolog Psikoterapi</h1>

M+ Psikoterapi’de verilen bilgiler psikiyatrist yada psikolog değerlendirmesi veya tedavi niteliği taşımaz. Bu sitede yazılanlar yalnız bilgilendirme ve psikiyatrik, psikolojik içgörü arttırma amacı taşımaktadır. Bilgilerin tedavi amaçlı kullanılması nedeniyle ortaya çıkan aksaklıklardan sitenin kurucusu veya www.martiterapi.com sorumlu tutulamaz. Öte yandan, özellikle sitede sunulan testler, bir psikiyatrist yada psikolog değerlendirmesine gidildiğinde yanınızda götürülebilir ve değerlendirmeye yardımcı araçlardır. Bu sitede yayınlanan bütün yazıların her türlü yayın hakkı saklıdır. Kopya edilemez, yayınlanamaz

psikiyatrist tedavi psikoterapi ankaraMetin Kutusu: Somatoform Bozukluklar


Psikiyatrinin tarihsel gelişimi incelenecek olursa, geçmişte hekimleri psikiyatri ile ilgilenmeye iten en önemli  nedenlerden birinin, tıbbi açıklaması yapılamayan bedensel yakınmalarla başvuran hastalar ve bunların altında yatan psikososyal etkenler olduğu görülür.  Birinci basamak sağlık hizmetlerine başvuran hastaların % 10’luk bir bölümünün hekimin tüm zamanının üçte birini ve tüm hastane yatış günlerinin yarısını kullanmakta olduğu gösterilmiştir. Bu olguların en az beşte birinde “somatizasyon” ile seyreden psikiyatrik hastalıklar  saptanabilmektedir. 

Somatizasyon (bedenselleştirme), altta yatan bir psikiyatrik, psikolojik ya da sosyal sorunun tıbbi açıklaması yapılamayan bedensel yakınmalarla anlatımıdır.  En sık bildirilen yakınma ağrıdır (sırt, karın, baş, göğüs, kasık). Ayrıca yorgunluk, baş dönmesi, nefes darlığı ve çarpıntı da sık bildirilen yakınmalardandır. Dikkat çekilen önemli noktalardan birisi de  bir hastada somatizasyonun olması o hastada gerçek bir bedensel hastalığın birlikte bulunmayacağı anlamına gelmediğidir. Bu nedenle somatizasyon hastalarının ilk değerlendirmelerinde dikkatli olunmalıdır. Bedenselleştirme olarak değerlendirilebilecek belirtiler multipl skleroz veya sistemik lupus eritematozus gibi henüz tanı almamış organik bir bozukluğun ilk belirtileri olabilirler. 

Bugün somatizasyon birçok şekilde hekimin karşısına çıkabilen veya birçok değişik klinik olgunun bir parçası olabilen (somatoform bozukluklar, depresyon, anksiyete, uyum bozukluğu ve hatta fiziksel hastalıkların üzerine eklenmiş olarak...) bir durum olarak görülmektedir.  Somatizasyon ile ilgili yapılan kültürlerarası çalışmalarda, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde bedenselleştirmenin batılı ülkelere göre daha sık olduğu gösterilmektedir. 

Özmen,  Türkiye’de yapılan ve psikiyatri konsültasyonlarında konan tanıları bildiren 12 çalışmayı incelemiş ve somatoform bozukluk oranının % 1.2 ile % 30.7 arasında olduğunu saptamıştır. Oysa, A.B.D.’de yapılan konsültasyon tanısı sıklıklarının  bildirildiği bir başka çalışmada bu oran % 1’in altında rastlanan tanılar arasındadır.  Ülkemizde somatizasyonun sağlık hizmetlerinde çok yaygın ve bu nedenle çok önemli olduğu ve fakat bu olguların psikiyatriye başvurmadıkları da sık bildirilmektedir. 

Somatoform bozuklukların ortak özellikleri altta yatan bir patoloji olmaksızın ortaya çıkan fiziksel belirtilerdir. Bu grupta yer alan somatizasyon bozukluğu, hipokondriasis ve somatoform ağrı bozukluğu aşağıda ortak olarak ele alınmıştır. Konversiyon bozukluğu ve Yapay bozukluk ise ayrı başlıklar altında incelenmiştir.

Somatizasyon Bozukluğu:

Somatizasyon bozukluğu batılı ülkelerde ve ülkemizde % 0.1-0.2 sıklıkta görülen bir tanıdır. Türkiye Ruh Sağlığı Profili Raporuna göre olguların % 31.2’si hekime başvurmaktadır. Somatizasyon bozukluğu, çoğunlukla 30 yaştan önce başlayan, kronik nitelikte, kadınlarda çok daha sık görülen, çok sayıda organ sistemini ilgilendiren semptomlarla karakterize bir rahatsızlıktır. Fiziksel şikayetler ağrı, gastrointestinal ve psödonörolojik semptomlarda yoğunlaşmış olmasına rağmen tüm sistemleri ilgilendiren semptomlara rastlanabilir.

Somatizasyon bozukluğu tanısı için hastada aşağıdaki klinik bulgular saptanmalıdır;
En az dört farklı vücut bölgesinde ağrı (baş, sırt, boyun, bel, eklem vb ağrıları)
En az 2 adet gastrointestinal semptom (bulantı, gaz, kusma, diyare, hazımsızlık, yutma güçlüğü, bazı yiyecekleri yiyememe vb ) 
En az 1 ürogenital sistem semptomu (sık idrara gitme, empotans, düzensiz adetler, aşırı menstürel kanama, cinsel ilgisizlik vb)
En az 1 psödonörolojik semptom (uyuşma, karıncalanma, iğnelenme, güçsüzlük, hissetmeme, çift görme, konversif bayılmalar,  görememe, unutkanlık, hafıza kaybı vb) 

Somatizasyon bozukluğunda semptomlar çoğunlukla duygusal streslerle artar. Hastalık ataklar halinde seyreder ve bir atağın süresi ortalama 6-9 aydır; iyilik hali dönemleri ise çok nadiren 1 yıldan fazla sürer. Hastaların % 55’inde major depresyon, % 34’ünde yaygın anksiyete bozukluğu ve % 26’sında panik bozukluğu comorbid durumlar olarak göze çarpar.

Olgular, çoğu kez, bu şikayetlerin biri ya da birkaçı için birinci basamak hekimine başvururken, fizik bulgularla açıklanamayan semptomları olan bu hastalarda, yukarıdaki ek semptomlar araştırılarak tanı konabilir. Tanı için ayrıca, bu semptomlar nedeniyle bireyin olağan işlevselliğinde azalma, örneğin, ev işlerini yapamama, saptanmalıdır. 

Hipokondriasis:

Hipokondriasis sıklığı ülkemizde % 0.6 olup, birinci basamak sağlık hizmetlerine başvuranların % 4-6’sında hipokondriak semptomlara rastlanır. Kadın erkek oranı yakındır ve en sık 20-30’lu yaşlarda başlar. Hipokondriak hastalarda, diğer somatoform hastalıkların aksine, fiziksel açıklaması olmayan semptomlar değil, hasta olacağım kaygısı vardır. Bu hastalar doğal vücut işlevlerini yanlış yorumlarlar ve örneğin, olağan bir nedenle sık idrara gittiklerinde veya tükrük salgıları arttığında, bunu hastalığa yorarak  “acaba ciddi bir hastalığım mı var” veya “daha hastalık belirtileri ortaya çıkmadan önlemini alıyım” düşüncesi ile hekime giderler.  Hekim bir bulgu saptamayınca kısa süreli olarak bu kaygılarından kurtulabilirlerse de, “acaba hastalığım varda o doktor tespit edememiş olabilir mi” ve “şu tetkikleri de yaptırsamıydım acaba” gibi kaygılara kapılarak, hekime tekrar başvururlar.  

Hipokondriasis anksiyete ve depresyon gibi hastalıklara ikincil olarak da ortaya çıkabilen bir durumdur. Hipokondriak hastalarda yaşam boyu ek bir psikiyatrik hastalık sıklığı % 62 olup, depresyon % 40 ve anksiyete bozukluğu % 16 ile en sık rastlanan iki tanıdır.

Somatoform Ağrı Bozukluğu:

Somatoform Ağrı Bozukluğu Türkiye Ruh Sağlığı Profili raporunda % 8.4 gibi yüksek sıklıkta bildirilmiş bir tanıdır. Kadınlarda daha sıktır ve çoğu olguda 40-50’li yaşlarda başlar. Hastalarda ana semptom olarak herhangi bir fiziksel hastalıkla açıklanamayacak şiddette bir ya da birkaç bölgede ağrı yakınması vardır.  Bu ağrı bireyin işlevselliğinde belirgin azalmaya, örneğin, ağrısı nedeniyle işini bırakma veya ev işlerini yapamama gibi, neden olur. 

Tanı için, birinci basamak hekimi, ağrının oluşumunda psikolojik etkenlerin önemli bir yeri olduğuna kanaat getirmelidir. Bu tür hastalar tipik olarak doktor doktor gezmişlerdir; yapılan müdahalelerden her hangi bir yarar görmemişlerdir; ağrı hiç kesilmeksizin ve çok şiddetli olarak uzun süredir devam etmektedir; ağrılarından kurtulmak için en ağır girişimlere bile razıdırlar; ağrılarını azaltan herhangi bir şey yoktur (fiziksel kökenli ağrılar çoğu kez dikkati dağıtan etkinliklerle azalırken, ağrıya odaklanma ağrı şiddetini arttırır); muayene esnasında sürekli ağrılarından söz ederler ve karamsarlık, neşesizlik gibi duygusal semptomlarını ya da işlevsel kayıplarını ağrıya gelişen ikincil durumlar olarak tarif ederler.

Bu tür hastalarda tanı konmadan önce, depresyon, anksiyete bozuklukları ve somatizasyon bozuklukları araştırılmalı ve ancak bu tanılar saptanmaz ise “somatoform ağrı bozukluğu” tanısı düşünülmelidir. 

Artrit veya kanser gibi kronik ağrıya neden olabilen hastalığı bulunan kişilerde de “ağrı” hastanın ana semptomu olabilir. Bu hastalarda, ağrıyı sürdüren ana etkenin fiziksel hastalık olduğu kanaatine varılırsa, psikolojik etkenlerin de ağrının sürmesinde rolü olduğu düşünülse bile “somatoform ağrı bozukluğu” tanısı konmamalıdır (Atilla ağrı).

Somatizasyon Bozukluğu, Hipokondriasis ve Somatoform Ağrı Bozukluğu Tedavisi

Somatizasyon bozukluğu, hipokondriasis ve somatoform ağrı bozukluğu hastaları fiziksel semptomlarının ruhsal kökeni olabileceği fikrine sıcak bakmayabilirler; bu nedenle psikiyatriye sevk pek çok hastanın tedaviyi sonlandırmasına yol açabilir. Bu hastalara, fiziksel bir durum saptanmasa bile, şikayetlerinin “gerçek” olduğuna inanıldığı hissettirilmelidir. Bazı hekimler, hastalıklarının kökeninin fiziksel olmadığını düşündükleri hastalara “senin bir şeyin yok” deme eğilimindedirler; şikayetleri nedeniyle hekime başvuran bir hasta için bu inandırıcı bir açıklama olmadığı gibi, hastanın çevresindekilerde “numara yapıyor” hissi oluşmasına neden olabilir. Bilindiği gibi bu hastaların şikayetleri, en az fiziksel kökenli olanlar kadar gerçek ve sıkıntı vericidir.

Bu tür hastalar çoğu kez genel tıp doktorları tarafından tedavi edilmeyi tercih ederler. Bu hastalara yaklaşımda genel ilkeler;

Tek hekim kontrolünde tedavinin sürdürülmesi uygundur. Bu uygulamayla;
Hasta düzenli aralıklarla ve kısa vizitlerle muayene edilmelidir. Vizit sıklığı 4-6 hafta aralıkla olmalı ve randevü zamanını hasta bilmelidir. Yeni şikayetler saptanırsa, bu şikayete odaklanan bir muayene yapılmalı, gereken durumlarda tetkik istenmelidir. Şikayetleri açıklayabilecek fiziksel bir neden bulunamamış olsa bile  “gerçek” olduğu vurgulanmalıdır.
Hastanın gereksiz ve invaziv müdahalelere maruz kalma, gereksiz ilaç kullanma olasılığı azaltılabilir
Bu hastalar da fiziksel hastalık geliştirebilirler. Hastayı bilen ve dinleyen bir hekimin “gerçek” fiziksel durumları yakalama olasılığı daha fazladır. Bu gibi durumlarda uygun uzmanlık dalından konsültasyon istemek ve hastanın takibini ilgili branş hekimi ile birlikte sürdürmek akıllıca bir yaklaşımdır
Tedavi sürecinde şikayetlerin stres ve psikolojik durum ile ilgisini hastaya göstermek olası hale gelebilir. Hastalar ilk muayenelerinde fiziksel şikayetlerinden yoğun olarak bahsetse bile takip eden görüşmelerinde üzüntülerini, sıkıntılarını anlatma konusunda yönlendirilmelidir
Hastalara iyileşmenin tam olmayabileceği ancak semptomlar devam etse bile kaliteli bir hayat yaşamanın her insan gibi onun da hakkı olduğu anlatılmalıdır
Hasta yeni bir semptom getirdiğinde, bu semptomu kendisinin nasıl yorumladığı öğrenilmeli, olası yanlış çıkarım ve eksik bilgiler düzeltilmelidir
Tedavi süreci semptomların nedenini araştırmaktan çok semptomlarla nasıl baş edilebileceği üzerinde odaklanmalıdır
Hastanın hissettiği bir semptomun her zaman en kötü olasılığa, örneğin, başağrısının beyin tümörüne, işaret etmediği konusunda kendi kendisine telkin yapması önerilmelidir
Hastaya dikkati vücuduna odaklaştırmanın yeni semptomlar ortaya çıkmasına neden olabileceği, olanları da ağırlaştırabileceği anlatılmalıdır
Hastadan hoşuna giden şeyleri yapma konusunda çaba göstermesi istenmelidir.
Düzenli egzersiz, sosyal ilişkiler dikkati dağıtan ve hastayı rahatlatan eylemlerdir

Bu hastalarda her yeni semptom için yeni bir ilaç vermekten kesinlikle kaçınılmalıdır. Ağrı kesicilerin de yararlılığı sınırlıdır. Düşük doz trisiklik ya da yeni antidepresanlar kullanılabilir. Anksiyete ve depresif semptomları olan olgularda bu ilaçlar daha yararlıdır. Hipokondriak olgularda yüksek doz SSRI’lar depresyon ve anksiyetesi bulunmayan olgularda da yardımcı olabilir.

Somatoform bozukluğu olan hastaları psikiyatriye sevk etmek güçtür. Hastalığın psikolojik yönlerine ilişkin içgörü arttığında sevk denemesini yapmak ise en uygun yaklaşımdır. İşlevselliği belirgin olarak azalmış, örneğin evden çıkmayan, yatağa bağımlı, semptomları dışında herhangi bir konuya dikkatini veremeyen ağır olgular psikiyatriye sevk edilmelidir.  Ayrıca, intihar fikirleri, kişilik bozuklukları, alkol ve madde bağımlılığı gibi ek durumlar geliştiren hastalar da psikiyatriye gönderilmelidir.

KONVERSİYON BOZUKLUĞU

Batılı ülkelerde yapılan toplum taramalarında % 0.1’in altında rastlanan bu hastalık, Türkiye Ruh Sağlığı Profili raporunda yer almamakla birlikte ülkemizde sık rastlandığı düşünülen tanılardandır. Kadınlarda daha sıktır ve çoğu 20’li yaşlarda olmak üzere her yaşta ortaya çıkabilir. Kırsal kesimde, entelektüel yetenekli sınırlı, alt sosyo-kültürel sınıfta ve düşük eğitimli bireylerde daha sık rastlanır.

Konversiyon bozukluğunun iki temel özelliği vardır;

Bilinen nörolojik ya da dahili hastalıklarla açıklanamayan bir ya da birkaç nörolojik semptomun varlığı,
Bu semptomların ortaya çıkmasında ya da alevlenmesinde psikolojik etkenlerin rol oynadığı yönünde kuvvetli veriler saptanır 

Konversiyon bilinen tüm nörolojik semptomlarla ortaya çıkabilir. Körlük, sağırlık, konuşmama, herhangi bir vücut yöresinde uyuşma, karıncalanma, güçsüzlük, hissizlik gibi lokal nörolojik semptomlar olabileceği gibi, konversif bayılma tarzında genel semptomlar da ortaya çıkabilir.

Konversif hastalarda psikolojik etkenlerin rolü çeşitlidir,

Primer kazanç: Hastanın iç çatışmaları bilinç dışında tutulur. Örneğin, yetiştirilme tarzı olarak “eşine cevap verilmez” kavramı ile büyütülen bir bayan, bilinç dışı olarak kocasına yanıt vermek, bağırmak istediğinde dili tutulur. 

Sekonder kazanç: Hasta, yine bilinç dışı olarak, semptomu nedeniyle kazanç elde eder. Tam kocası kendisine kızacak iken hastanın “bacaklarının felç” olduğunu düşünelim. Artık koca kendisine kızmayacak ve dövmeyecektir; tersine kendisi kızdığı için eşini bu hale getirdiğini düşünüp suçluluk duyacak ve daha fazla ilgilenecektir; tekrar kızmasını gerektiren bir olay olduğunda “ya yine felç olursa” diye düşünüp kızmaktan vazgeçebilecektir.  Tüm bu süreç bilinç dışıdır; hasta asla bilerek ve isteyerek konversif semptom geliştirmemektedir. 

Ülkemizde ve doğu toplumlarında sık görülen bir konversiyon şekli de konversif bayılmalarıdır. Senkop nedenlerinden ve özellikle de epileptik bayılmalardan ayırıcı tanısı yapılmalıdır. Epileptik bayılmalarda, tek başına ya da toplum içindeyken aniden bayılır, düşerken kendini sakınamaz, yaralanma ve idrar-gaita kaçırma öyküsü sıktır,  nöbet süresi kısadır ve saniyeler veya dakikalarla ifade edilir, nöbeti hatırlamaz, nöbet esnasında çevrede olan biteni duyamaz, açıldığında bilinç bulanıktır ve yavaş yavaş açılır. Nöbet geçirmiş olmaktan dolayı belirgin üzüntü içindedirler.

Konversif bayılmalar ise çoğu kez başkalarının varlığında ve psikososyal stresörlerin yoğun olduğu dönemlerde ortaya çıkar, hasta kendini sakınarak düşer, bilinç kapalı gibi gözükmesine rağmen iyi bir sorgulama ile çevrede olup bitenleri farkettiği ancak yanıt veremediği bilgisi alınır, ağlayarak açılma sıktır, nöbet sonrası konfüzyon, düşmeye bağlı yaralanmalar veya idrar-gaita kaçırma öyküsü bulunmaz. Nöbet süresi uzundur ve dakikalar veya saatlerle ifade edilir. Nöbet geçirmiş olmanın sıkıntısı yoğun değildir (güzel aldırmazlık), bazı hastalar ağlayarak rahatladıklarını ifade edebilirler. Nöbet esnasında ağızdan köpük gelmesi, vücutta kasılmalar her iki nöbette de olabilir. Keza konversiyon olgularında sık rastlanan depresyon, anksiyete, somatizasyon gibi psikiyatrik hastalıklara epilepsi olgularında da sık rastlanmaktadır.

Konversif semptomlar çoğu kez dirençli değildir. Tekrarlayıcı nitelikte konversif ataklar saptandığında, depresyon, anksiyete, somatizasyon, kişilik bozuklukları gibi psikiyatrik tanılar araştırılmalıdır.  Semptomların 6 aydan uzun sürmesi, belirgin ikincil kazançların varlığı, yaşlılık kötü prognoza işaret ederken, hastalık öncesi fizik ve ruh sağlığının iyi olması, belirgin stresörle bağlantılı olarak semptomların ortaya çıkması iyi prognoz işaretidir.

Tedavinin ana öğesi, konversif semptomlar nedeniyle ortaya çıkan ve bilinç dışı bir savunma olarak hastalık belirtilerinin sürmesine neden olan sekonder kazançların gelişmesini engellemektir. Hasta ve yakınları bu durumun felç vb gibi tehlikeli bir hastalık olmadığı ama sıkıntıya, üzüntüye karşı bir tepki biçimi olduğu konusunda aydınlatılmalıdırlar. Örneğin, hasta bayıldığında aslında dolaylı yoldan karşısındaki kişinin kendisinin sıkıntısını, üzüntüsünü anlamasını sağlamaktadır. Bunu bilerek yapmadığı da vurgulanmalıdır. Öte yandan, üzüntüyü, sıkıntıyı bu şekilde anlatmanın sağlıklı bir tepki biçimi olmadığı ve, hastanın, “konuşma”, “derdini uygun bir dille anlatma” gibi  uygun yollar kullandığında bu semptomları anlatım aracı olarak kullanmasına gerek kalmayacağı da ayrıca vurgulanır. 

Nöbet esnasında yanında sürekli birilerinin bulunmasının nöbet süresini uzattığına ama sakin bir ortamda nöbetin kısa sürede geçtiğine dikkat çekilmelidir. Bu nedenle, hastanın sakin bir odaya götürülmesi,  yanında kimsenin kalmaması ama sık aralıklarla yanına uğranarak, konuşmak istediğinde kendisiyle konuşulması, özellikle de sıkıntılarından bahsetmesinin cesaretlendirilmesi uygun bir yaklaşımdır.  Pek çok aile bu yaklaşımı “hoş” bulmaz; öte yandan, aileler eğer  hasta sıkıntılarını anlatmak için yeni bir yol bulamaz ise halihazırda bulduğu yolu, her ne kadar hastalığı isteyerek ortaya çıkartmıyor olsa da,  kullanmaya devam edeceği konusunda  bilgilendirilmelidir. Yukarıdaki uygulamayı birkaç kez yaptıklarında ise semptomların azalmasının, kaybolmasının beklenen bir sonuç olduğu da vurgulanmalıdır. Depresyonun ve anksiyetenin eşlik ettiği olgularda antidepresanlar yararlıdır. Konversiyon semptomunun süreğenleştiği olgularda, esas tedavinin ortaya çıkan sekonder kazançların engellenmesi ile olabileceği akıldan çıkartılmadan, antidepresan tedavi denenebilir. Dirençli olgular psikiyatriye sevk edilmelidir.



Metin Kutusu: M+ Psikoterapi
Doç. Dr. Çiğdem Soykan,  Psikolog   Prof. Dr. Atilla Soykan, Psikiyatrist
Adres: Köroğlu (Uğur Mumcu) Cad. 13/1
Gaziosman Paşa, Çankaya, Ankara

Tel: 0 (312) 4479300– Faks; 4470011
GSM; 0 506 7644000

Liste —Site içi

tüm bağlantılar

Sunulan Hizmetler

Kendinizi Test Edin!

Özgeçmişlerimiz

Bilgi Bankası

Ana Sayfa

Sunulan Hizmetler, Özet

Testler Genel Bilgi

Prof. Dr. Atilla Soykan

Psikiyatrik Hastalıklar

Nasıl Çalışıyoruz ?

Psikiyatrik Değerlendirme

Depresyon Testi

Doç. Dr. Çiğdem Soykan

Psikiyatrik Belirtiler

Başvuru Form ve Testleri

Bireysel Psikoterapi

Genel Anksiyete Testi

Prof. Dr. Atilla Soykan, Psikoterapi

Depresyon ve İlaçları

Adres ve Harita

Evlilik, Aile Terapisi

Cinsel İşlev Testi

 

Sosyal Fobi

Bağlantılar 

Diğer Hizmetler

Sosyal Fobi Testi

 

Obsesyon, Kompulsiyon

 

 

Obsesyon Testi

 

Panik Bozukluk

 

 

Panik Bozukluk Testi

 

 Genel Anksiyete Boz.

 

 

Sonucu Yorumlayın

 

Somatoform Bozukluk

 

 

 

 

Post Travmatik Boz.