|
Psikoterapi, Psikiyatrik Tedavi, Evlilik/Aile Terapisi ve Kişisel Gelişim Becerileri Eğitimi |
|
M+ Psikoterapi |
|
(Panik Bozukluk ve Agorafobi hakkında genel bilgiler ölçeği atlayın ve aşağıyı okuyun)
Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması Monkul ve ark tarafından yapılmıştır. Panic Disorder Severity Scale; Reliability and Validity of Turkish Version. Depression and Anxiety. 20-8; 16; 2004
Panik Bozukluğu ve Agorafobi Hakkında Genel Bilgiler
Panik atakları insanların % 3-6’sında görülürken batılı kaynaklarda panik bozukluğunun görülme sıklığı % 1-3 olarak belirtilmektedir. Türkiye Ruh Sağlığı Profili Raporunda 12 aylık dönem esas alınarak yapılan sıklık tespitinde, panik bozukluğu ve/veya agorafobi sıklığı toplam % 1 olarak bulunmuştur; bunların hekime başvurma oranı % 34.5 olup, diğer tüm psikiyatrik hastalıklardan daha yüksektir. Panik ataklarının şiddetli ve korkutucu fiziksel semptomlarla seyretmesi hekime sık başvurmada en önemli etken gibi gözükmektedir.
Panik atağı hastayı hekime ve çoğu kez de acile taşır. Hasta, ani bir “nöbet” tanımlarlar. Kimi zaman bu nöbet hastaları uykularından kaldırabilir. Semptomlar başladıktan sonraki ilk 10 dakikada maksimum şiddete ulaşır; dakikalar içinde geçer, bir saatten uzun sürme olasılığı çok azdır. Nöbet esnasında hasta tipik olarak “panik” içindedir.
Acil görünümlü ya da acile başvuracak şiddette bir “nöbet” geçirdiğini ifade eden bir hastada, aşağıdaki semptomların en az dördü nöbet esnasında mevcut ise, panik atağı düşünülür;
1. Çarpıntı, kalp atımlarını hissetme 2. Terleme 3. Titreme 4. Nefes darlığı, boğulacağım hissi 5. Göğüs ağrısı, göğüste sıkışma hissi 6. Bulantı, karın ağrısı 7. Baş dönmesi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi hissetme 8. Derealizasyon (çevrenin yabancı gerçekdışı olduğu hissi) 9. Depersonalisayon (vücuduna yabancı, dışında imiş gibi hissetme) 10. “Çıldıracağım” korkusu 11. Ölüm korkusu 12. Vücudun çeşitli yerlerinde uyuşma ve karıncalanma 13. Üşüme, ateş basması
Panik atağı semptomları aritmiler, myokart infarktüsü, serebral iskemi, tirotoksikoz, astma gibi organik nedenlerle ortaya çıkabildiğinden, bu olasılıklar klinik ve gerekirse laboratuar incelemelerle ekarte edilmelidir. Panik atağı ayrıca pek çok ilaç tarafından indüklenebilir; atak öncesi reçeteli ya da reçetesiz satılan ilaçlardan kullanılıp kullanılmadığı öğrenilmelidir.
Panik atağı her zaman panik bozukluğu tanısına işaret etmez; depresyon, fobiler dahil pek çok psikiyatrik hastalık esnasında da görülebilir ve bu hastalıklara özgün ek özellikler saptanarak ayırıcı tanıya gidilebilir.
Panik bozukluğunun temel özelliği, çoğu kez nedensiz başlayan panik ataklarıdır. Hasta, aniden, örneğin otobüste ya da uykusunda, yukarıda sayılan pek çok semptomu yaşar. Semptomlar müdahaleyle ya da müdahalesiz kısa sürede geçer. Atak şiddetli ve korkunç bir deneyim olarak hatırlanır ve bireyde “ya tekrarlarsa” kaygısı ortaya çıkar. Yaşantısını bu kaygı çerçevesinde planlamaya çalışır. Agorafobi semptomları da tabloya eklenirse, kişi, atak geldiğinde yalnız ya da kaçamayacağı ortamlara girmeme; tek başına sokağa çıkmama ya da evde tek başına kalamama; camide ya da sinemada çabuk çıkabileceği yerleri tercih etme gibi günlük yaşantısını ve işlevselliğini belirgin olarak kısıtlayan davranış örüntüleri gösterir.
Bu hastalar semptomlarının şiddeti nedeniyle sıklıkla hekime başvurmalarına rağmen, çoğu kez, özellikle de atak esnasında rastlanabilen taşikardi, tansiyon yükselmesi gibi bulgular varsa panik bozukluğu tanısı atlanabilir. Aslında bu hastaların semptomlarının “psikiyatrik” olduğuna ikna edilmeleri de güçtür.
Hastalara, ve çoğu kez yakınlarına da, bu hastalığın göğüs ağrısı, çarpıntı vb. gibi belirtilerle seyretmesine rağmen hastalığın özünde hastanın tarif ettiği yoğun sıkıntının yer aldığı belirtilmelidir. Sıkıntı tedavi edildiğinde diğer belirtilerin de yatışacağı vurgulanmalıdır. Hastalara yaşadığı “nöbetin” korku ile benzerliğinin gösterilmesi ve hastalığın beyindeki korku ile ilgili merkezlerin, korkacak bir şey yokken kendi kendine çalışmaya başlamasının bu semptomları oluşturduğunun söylenmesi pek çok hastada yararlı bir yaklaşımdır. Tekrar nöbet gelirse kaygısı ile ortaya çıkan sokağa tek başına çıkmama gibi davranışların aslında kaygıyı arttıran ve kuvvetlendiren davranışlar olduğuna da dikkat çekilmelidir.
Panik bozukluğu, çoğu kez, depresyon, diğer anksiyete bozuklukları, kişilik bozuklukları ve alkol ve madde bağımlılığı ile komorbidite gösterir; tedavi planlanırken bu özellik de gözönüne alınmalıdır.
Bu hastalara atak esnasında ne yapmaları gerektiği dikkatlice tarif edilmelidir. Atak esnasında hastanın genel olarak yapması gerekenler;
· Olduğu yerde kalmalı ve toplamı en fazla bir saat süren atağın geçmesini beklemelidir · Dikkatini bulunduğu ortamdaki eşyalara vb ve sıkıntıyı kontrole yöneltmeli; fiziksel belirtilerinden uzaklaştırmaya çalışmalıdır · Kendisine, “bu kalp krizi değil; panik atağı. Korku merkezim kendiliğinden çalışmaya başladı; yakında geçer; daha önce de geçti” gibi telkinlerde bulunmalıdır. · Aşırı derin nefes alma (hiperventilasyon) panik semptomlarını arttırır; bu semptomu olan hastadan “nöbet” geçene kadar bir torbaya soluması istenmelidir. · Her atak başında saate bakması ve sonlandığında ise ne kadar sürdüğünü bir yere kaydetmesi istenmelidir; saatler gibi gelen atak süresinin yalnızca dakikalar olduğunu görme sonraki ataklarda hastanın direncini arttıracaktır · Sigara yakma, alkol alma gibi önlemlerin atağın geçmesini sağlayamayacağı gibi şiddetlendirebileceği de belirtilmelidir.
Panik atakları ve panik bozukluk/ agorafobi, uygun ve motive bireylerde, bilişsel davranışçı terapilere çok iyi yanıt verebilmektedir. Seans sayısı bireysel farklılıklar gösterebilmesine rağmen 10-14 terapi seansı ile, eşlik eden başka bir psikolojik problemi olmayan kişilerde , belirgin düzelme sağlanabilmektedir.
İlaç tedavisi atak sıklığı fazla olan, işlevsel kaybı yüksek olan, komorbidite saptanan hastalarda düşünülmelidir.
Benzodiyazepin’lerden Alprazolam (Xanax 0.5 ve 1 mg), SSRI’lardan Paroksetin (Paxil 20 mg), Sertralin (Lustral 50-100 mg) çift kör plasebo kontrollü ve geniş vaka serili araştırmalarını tamamlamış ilaçlardır. Diğer SSRI’ların, venlafaksin’in ve pek çok diğer ilacın da panik bozukluğunda etkili olduğuna ilişkin kuvvetli veriler vardır.
Klinik uygulamada SSRI’lar ilk tedavi seçeneğidirler. Fluoxetin (Prozac) belirgin anksiyojenik etkisi nedeniyle SSRI’lar arasında son tercih iken, başta paroxetin olmak üzere diğer SSRI’lar depresyon için etkin dozlarda, panik bozukluğunda da etkilidirler. Bu ilaçlar bazı olgularda, tedavinin özellikle ilk haftalarında anksiyeteyi arttırabildiklerinden, yarım tabletle tedaviye başlanması, yetersiz kalırsa ve tolere edilmiş ise 1-2 hafta sonra dozun tam tablete çıkılması önerilmektedir. Olguların büyük çoğunluğunda tedavinin 10. haftasından önce panik ataklar kontrol altına alınır.
Alprazolam ve Klonazepam (Rivotril 2 mg) günde 2-3 seferde toplam 1-4 mg dozda ağır ve sık atak geçiren olgularda tedaviye eklenebilir. Bu ilaçlar ilk hafta içinde etkili olmalarına rağmen, tedavinin 2-3 ayından sonra haftada % 25 doz azaltması yapılarak 4 haftada kesilmelidirler. Bu ilaçların uzun süre kullanımı ile gelişen tolerans ve bağımlılık riski kullanımlarını kısıtlamaktadır. Ayrıca, benzodiyazepinlerin hızlı azaltılması ile ortaya çıkan çekilme belirtileri panik atağı semptomlarına benzemekte ve hastaların bu semptomları kontrol etmek için tekrar benzodiyazepin almaları ise bağımlılık riskini arttırabilmektedir. Her iki ilaç da bırakılınca kullananlar kendilerini “keyifsiz” hissetmektedirler. Bazı hastalar, semptomları tedavi ile kontrol altına alındıktan sonra bile, “şart olan durumlarda kullanmak üzere yanlarında” bir benzodiyazepin tableti taşırlar. Sadece bağımlılık riski düşük hastalarda böyle bir uygulamaya izin verilebilir.
İlaç tedavisi semptomlar kontrol altına alındıktan sonra 8-12 ay devam ettirilmelidir. Panik bozukluğunun % 30-90’ı ilaç tedavisi sonlandırıldığında nüks etmektedir. Risk benzodiyazepin kullanmış olanlarda ve çekilme belirtileri yaşayanlarda en fazladır. Tedavisi kesilecek hastalar yüksek nüks olasılığı hakkında uyarılmalıdır.
|
|
Doç. Dr. Çiğdem Soykan-Prof. Dr. Atilla Soykan Tel: (312) 4479300 GSM 0(506) 7644000 |
