• 0 (506) 764 40 00
  • Uğur Mumcu Caddesi 13/1, GOP/Ankara
"DALGALARI DURDURAMAZSINIZ BELKİ AMA;
SÖRF YAPMAYI ÖĞRENEBİLRİSİNİZ"
Jon Kabat-Zinn

RUH SAĞLIĞINI ETKİLEYEN DURUMLAR

Sağlıklı bireylerde “sağlıklı” oluşu belirleyen fiziksel şikayetlerin olmaması değildir. Bir haftalık dönem esas alındığında, “sağlıklı” insanların % 80’ninde fiziksel bir yakınma olduğu saptanmıştır. Birey bu semptomları “sağlıksızlık” belirtisi olarak algılamaz ve çoğu kez bu semptomların kendiliğinden geçmesini beklemeyi yeğler. Öte yandan, bu semptomlar şiddetlenir, uzun sürer ya da ciddi bir hastalığı aklına getirir ise tıbbi yardım arayışı başlar. Tıbbi yardım arayışında hastanın ilk karşılaştığı hekim “birinci basamak hekimi” olarak adlandırılmaktadır. Hasta, birinci basamak hekimine, ham bilgi olarak neler hissettiğini ve nelerin kendisini en çok tedirgin ettiğini anlatır. Bu anlatım kimi zaman tanı koydurucu ana semptomları içermez; alınan bilgileri rafine etmek, hasta için daha az önemli gözüken ama tanı açısından daha temel olan semptom ve bulguları ortaya çıkartmak hekimin yükümlülüğüdür. Bir örnekle yukarıdaki çıkarımları gözden geçirelim. Bir hastanın başı ağrıyor; ağrı süresi ve şiddeti artıyor; komşusuna bundan bahsedince “aman beyninde ur olmasın” yanıtını alıyor ve telaşlanarak doktora gitmeye karar veriyor. Hasta, hekime gidene kadar geçen süre içinde vücudunu daha fazla inceliyor ve o zamana kadar aldırmadığı halsizlik, kabızlık, omuz ve bel ağrıları, midede hazımsızlık gibi şikayetlerini de farkediyor. Hekime gittiğinde doğal olarak önem ve şiddet sırasına göre bu şikayetlerinden bahsediyor. Bu noktaya kadar hasta görevini başarıyla yapmıştır; anlattığı ham bilgiyi işlemek ve ayırıcı tanıya ulaşmak ise hekimin görevidir. Hastanın, örneğin, iç sıkıntısı, hayattan tat alamama, isteksizlik, karamsarlık gibi şikayetleri de olmasına rağmen, beyin tümörü olma korkusu nedeniyle hekime geldiğini gözönüne alırsak, öncelik sırasında bu şikayetler çok geride yer alacak ve anlatılmadan kalabilecektir. Ayrıca, fiziksel şikayetleri ile, örneğin başağrısı ile bu şikayetleri, örneğin hayattan tat almaması ya da iç sıkıntısı arasında bir bağ kurmak da çoğu insan için güçtür. Oysa, hasta, gerekirse hekimin yardımı ile bu bağı kurduğunda kolaylıkla “depresyon” tanısı konabilecek ve tedavisi başarıyla yapılabilecektir. Diğer tarafta ise, depresyon tanısı konamamış, “çarpıntı” nedeniyle Beloc Zoc veya “baş dönmesi” nedeniyle Betaserc verilmiş pek çok panik bozukluk vakası, “başağrısı” veya “gögüs ağrısı” nedeniyle ağrı kesici verilmiş pek çok depresyon vakası maalesef gerçek tanıları saptanmadan pek çok doktor gezmektedirler.

Psikiyatrik hastalık nedir ?

Psikiyatrik hastalıklar duygu, düşünce ve davranışlarımızı etkiler; psikolojik, toplumsal veya biyolojik nedenlerle ortaya çıkar.

Psikiyatrik hastalıklar:

1. Belirti ve bulgular ortaya çıkartırlar. Ör; depresyon hastalığında, karamsarlık, hayattan tat alamama, isteksizlik,uykusuzluk, unutkanlık, halsizlik, iştahsızlık, başağrıları, vücut ağrıları, uyuşmalar, iç sıkıntısı gibi belirtiler görülür,

2. Belirtiler süreğendir. Ör; depresyon olgularında yukarıda belirtilen belirtilerin çoğu son 2 haftadır, hemen hergün ve günboyu mevcuttur,

3. Bireyde belirgin sıkıntı, gerginlik ve tahammülsüzlük yaratır. İşinde/okulunda, ev hayatında, ilişkilerinde-evliliğinde sorunlar ortaya çıkmasına neden olur..

Psikiyatrik hastalıklar tedavi edilebilir mi?

Bazı hastalarda evet, bazı hastalarda kısmen, bazılarında ise tedaviye rağmen pek az ilerleme kaydedilir.

Psikiyatrik hastalıklarda 2 temel tedavi yöntemi kullanılır; ilaçlar ve psikoterapi. Tedavi seçiminin en temel belirleyicisi hastanın hastalığı ve şiddetidir.

Çoğu olguda ilaç ve psikoterapinin birada uygulanması en başarılı sonucu verir.

Sağlık Hizmetlerinde Psikiyatrik Hastalıklar

Birinci basamak sağlık hizmetlerinde en sık görülen hastalık gruplarından biri psikiyatrik hastalıklardır; örneğin hipertansiyon sıklığı % 6 iken, depresyon sıklığı % 10 civarındadır. Dünya Sağlık Teşkilatı, tüm dünyada, psikiyatrik hastalıkların yarattığı iş-gücü kaybının, demir eksikliği anemisi, artrit, KOAH gibi sık rastlanan hastalıklardan 2-5 kat daha fazla olduğuna dikkati çekmektedir. Bu bulgulara rağmen psikiyatrik hastalıklara müdahale konusu yakın zamanlara kadar ihmal edilen bir konu olarak kalmıştır. Son yıllarda hem psikiyatristlerin şahsi çabaları hem de sağlık bakanlığı ve ilaç şirketlerinin desteklediği toplantılarla birinci basamak sağlık hizmeti veren hekimlerin psikiyatriye ilgisi arttırılmaya çalışılmakta; bu çabalar yoğun ilgi görmekte ve bir ölçüye kadar da başarılı olabilmektedir.

Türkiyede Ruh Sağlığı Profili

Türkiye’deki ruh sağlığı ile ilgili durum da, çok sayıda araştırma olmamasına rağmen, pek iç açıcı gibi gözükmemektedir. T.C. Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü işbirliği ile hazırlanan “Türkiye Ruh Sağlığı Profili Raporu” bu konuda en kapsamlı ve yeni araştırmadır. Bu rapor hazırlanırken araştırma deseni Türkiye’yi temsil edecek şekilde planlanmış ve ev ev gezerek toplam 7479 kişi standart yöntemlerle psikiyatrik açıdan değerlendirilmiştir. Rapora göre Türkiye genelinde psikiyatrik hastalığa rastlanma sıklığı % 17.2 olup, bu oran batıda yapılan çalışmalara benzerdir. Benzer araştırma deseni ile 1995 ve 1987 yıllarında yapılan iki farklı çalışmada da psikiyatrik hastalığa rastlanma sıklığı % 17.6 ve % 20 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlar çarpıcı bir duruma işaret etmektedir; ülkemizde her 5 kişiden 1’inde tanı konabilir psikiyatrik bir rahatsızlık vardır. Kent merkezlerinde yaşayanlarda, dul ya da boşanmışlarda, kadınlarda, eğitim düzeyi düşük olanlarda psikiyatrik hastalık sıklığı daha da artmaktadır.

Evlerinde yapılan tespit ile % 17.2’lik dilimi oluşturan ve psikiyatrik hastalık tanısı konan kişilerin, bu hastalıkları nedeniyle ortaya çıkan iş-gücü kaybı ve yeti yitimi bedensel hastalığı olanlardan daha fazladır. İş-gücü kaybı ve yeti yitimi her hastalık için geçerli bir durumdur. İş gücü kaybı ve yeti yitiminin değerlendirilmesinde hastalık nedeniyle yataktan çıkamama, ev işlerini ya da mesleğin yapamama ve çevreyle olan ilişkilerinde bozulma gibi hastalığın günlük yaşantıya yansıyışı araştırılır. Hastalık semptomlarına ve belirgin yeti yitimine rağmen, bu hastaların yalnızca % 13.8’i, yani 1/7’si ruhsal durumları nedeniyle tedavi arayışına girmişlerdir. Başvuranların 2/5’i psikiyatriste, 3/5’i ise diğer bir uzmana ya da pratisyen hekime başvurmaktadır. Panik bozukluğu, somatizasyon bozukluğu gibi esas olarak dahili hastalığa benzer belirtiler gösteren hastalar tedavi arayışına daha sık girmektedir. Depresyon gibi daha sık rastlanan fakat ruhsal ve bedensel belirtilerin bir arada görüldüğü olgularda başvuru oranı daha düşüktür. Tablo 1’de “evinde” tespit edilen olgularda rastlanan psikiyatrik hastalıklar sıklık sırasına göre verilmiştir.



M+ PSİKOTERAPİ

Klinik Psikolog ve Psikiyatrist işbirliğinde hafif psikiyatrik, psikolojik, ve evlilik problemlerine yönelik psikoterapi